<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tetra İletişim</title>
	<atom:link href="http://tetrailetisim.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tetrailetisim.com</link>
	<description>SİZE ÖZEL İÇERİK</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 14:34:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yıldız Tilbe: Aşıksam ve ilham gelmişse döktürüveriyorum</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 14:32:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ayaz Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Özsoylu]]></category>
		<category><![CDATA[Delikanlım]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Tilbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7369</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kızın, beyaz atlı prensini beklediği bir dönemde kendi isteklerinin peşine düşerek erkek egemen müzik piyasasında açık sözlülüğüyle kendi markasını yaratan Yıldız Tilbe’nin İzmir’de başlayıp İstanbul’da zirveye oturan sanat yolculuğu, ilginç hikâyelerle dolu. Şarkılarıyla gönüllerde taht kuran Yıldız Tilbe, şarkıları kadar şarkı sözleriyle de erkek egemen müzik sektöründe kadın kimliğiyle fark yaratmaya devam ediyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Pek çok kızın, beyaz atlı prensini beklediği bir dönemde kendi isteklerinin peşine düşerek erkek egemen müzik piyasasında açık sözlülüğüyle kendi markasını yaratan Yıldız Tilbe’nin İzmir’de başlayıp İstanbul’da zirveye oturan sanat yolculuğu, ilginç hikâyelerle dolu.</p></blockquote>
<p>Şarkılarıyla gönüllerde taht kuran Yıldız Tilbe, şarkıları kadar şarkı sözleriyle de erkek egemen müzik sektöründe kadın kimliğiyle fark yaratmaya devam ediyor. Pek çok kızın beyaz atlı prensini beklediği bir dönemde kendi isteklerinin peşine düşen sempatik yıldızın sanat yolculuğu ilginç hikâyelerle dolu. Aklına estiğinde bir gece kulübüne giderek orada şarkı söylemek istediğini söyleyecek kadar deli dolu, “Ayaz Geceler”i seslendirdikten sonra “Tamam gel başla” dedirtecek kadar da ikna edici olan Tilbe, başarısını neye borçlu? İzmir&#8217;li dar gelirli ve 6 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olan Tilbe, erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektörde erkekleri de geride bırakarak milyonları n gönlünde taht kurmayı nasıl başardı? İlk albümünde seslendirdiği “Delikanlım”ı 7’den 70’e herkese ezberleten Tilbe’nin yeni jenerasyonla ve metroseksüellikle ilgili düşünceleri ne? Kadın sanatçıların, geniş kitleleri etkilemede erkek sanatçılara göre daha başarılı olduğunu belirten ünlü sanatçı, iş dünyasında cinsiyet ayırımıyla ilgili ne düşünüyor? Vizyon dergisi olarak Yıldız Tilbe’yle tüm bu yaşananların iç yüzünü, sanatçının gelecekle ilgili planlarını ve Türkiye’nin Eurovision’da İngilizce şarkıyla temsil edilmesini konuştuk.</p>
<p><strong>Sizce Türkiye’de kadın olmak mı, yoksa sanatçı olmak mı daha zor?</strong></p>
<p>Türkiye’de sıradan bir kadın olmak bile oldukça zorken, kadın sanatçı olmanın zorlukları saymakla bitmez.</p>
<p><strong>Kadın sanatçı olmak zor derken, neyi kastediyorsunuz? Yani Türkiye’de kadın kimliğinizle bir şeyler yapmaya çalışırken karşınıza sürekli engeller mi çıkıyor?</strong></p>
<p>Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de görsellik yani görünüş, kadının işini bir açıdan kolaylaştırıyor. Fakat iş emeğe dayalı bir mücadeleye dönüştüğünde kadınlar, erkeklere oranla daha fazla emek harcamak zorunda kalıyor. Yani mesleki anlamda yapılması gerekenleri kadın fazlasıyla yapmak zorunda kalıyor ya da bırakılıyor.</p>
<p><strong>Bu dengesizlik, kadının kaderi mi sizce?</strong></p>
<p>Maalesef bu tüm dünyada böyle. Kadın ne iş yaparsa yapsın kendinden daha fazla vermek ve daha çok çalışmak zorunda. Masa başında da olsa daha fazla mücadele etmesi gerekiyor. Kadınlar hiçbir işte erkekler kadar rahat olamıyor. Sokakta da bu böyle. Dünya erkek dünyası, kadın dünyası değil ki.</p>
<p><strong>İyi de kadının bu tarihsel mücadelesi hep böyle sürecek mi?</strong></p>
<p>Bu mücadele böyle sürüp gidecek, başka yolu yok. Yemek bile yerken mücadele ediyoruz.</p>
<p><strong>Kadına seçme ve seçilme hakkını tanıyan ilk ülkelerden biri olmamıza rağmen meclisteki partilerin kadın-erkek sandalye dağılımının, kadınların aleyhine olduğu görülüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Buna katılmamak mümkün değil. Fakat kadınlara yapılan kötülüğün yine kadınlar eliyle yapıldığını hatırlatmakta da yarar var. Çünkü Türkiye’ye baktığımızda ne kadınlar ne de yapıları güçsüz olan kadın dernekleri arasında bir dayanışmadan söz etmek mümkün.</p>
<p><strong>Peki, sizce var olan bu düzeni değiştirmek adına neler yapılabilir? Yani kadın sanatçılara ne gibi görevler düşüyor? </strong></p>
<p>Bence kadınlar işlerini en iyi şekilde yaptıklarında üzerlerine düşen görevi de yerine getirmiş olurlar. Benim bu alandaki temel kıstasım, başarılı olmaktır. Kadın, yaptığı tüm işlerde başarılı olmayı başarırsa, erkeklere karşı da başarıyı yakalamış olur.</p>
<p><strong>Kadınlara atfedilen daha duygusal, daha pratik gibi tanımlamalara katılıyor musunuz? Daha duygusal olma hali, kadın sanatçıların eserlerine de yansıyor mu sizce?</strong></p>
<p>Kesinlikle kadın daha duygusaldır ve bu da eserlerine yansır. Dikkat ederseniz kadınların yazdığı şarkılar, genelde hem erkekleri hem de kadınları derinden etkiliyor. Fakat erkeklerin yazdığı şarkılar, bazen sadece erkekler üzerinde etki yaratabiliyor. Kaldı ki erkekleri yetiştiren de biz kadınlar olduğumuz için aslında onların iç dünyalarını da en az kendi iç dünyamız kadar iyi biliyoruz. Dolayısıyla bu konuda erkeklerden daha başarılı olduğumuz gün gibi ortada.</p>
<p><strong>Biraz da “Aşk İnsanı Değiştirir” isimli son albümünüzden konuşalım isterseniz. Bu albümünüzde neden eski ezgileri yeniden yorumlama gereği duydunuz?</strong></p>
<p>Aslında bu uzun zamandır yapmak istediğim bir çalışmaydı. Elimde çok güzel eserler vardı ve bunları paylaşmam gerekiyordu. Daha da ertelemek istemedim. Zaten dinleyicilerim de beni bu konuda sıkıştırmaya başlamıştı. Bu albüm için yaptığımız çalışmalarla taş plaklardaki şarkıları bulup çıkardık. Ben de oturup sesime ve dinleyicilerimin isteklerine göre bunları yeniden yorumladım. Bir sonraki albümde kendi eserlerimi okumayı planlıyorum.</p>
<p><strong>Bildiğimizin dışında bir Yıldız Tilbe profili çizmenizi istesek nasıl bir tablo çizersiniz bize?</strong></p>
<p>Genel olarak şunları söyleyebilirim: İzmir’de doğdum büyüdüm. Mesleğe 1990 yılında İzmir’deki gece kulüplerinde başladım. İşe girişim de oldukça ilginçtir. Bir gün kalktım, bir gece kulübüne gittim. “Ben burada şarkı söylemek istiyorum” dedim. Patron da Rahmetli Cengiz Özsoylu’ydu. “Çık bir tane söyle bakalım, söyleyebilecek misin?” dedi. “Ayaz Geceler”i söyledim. “Bir tane daha söyle” dedi. Bir tane daha söyledim. Cengiz Özsoylu da “Yarın gel başla” dedi. Bir yıl sonra da İstanbul’a geldim ve ilk albümüm de o yıl piyasaya çıktı.</p>
<p><strong>İzmir’de sanat hayatına atıldığınız o ilk yıllarda da şarkı sözü veya beste çalışmalarınız var mıydı?</strong></p>
<p>Hayır ama kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum. Mutfakta, bulaşık yıkarken, yolda yürürken, evi temizlerken, kısacası her yerde şarkı söylüyordum. Çünkü müzik benim bütün dünyamdı.</p>
<p><strong>Son dönemde müzik piyasasında iş biraz da fabrikasyona dönmedi mi sizce?</strong></p>
<p>Karmaşa ve birbirine benzeyen şarkılar konusunda haklısınız. Ama bu normal bir süreç. Çünkü şarkılar da tıpkı araba modellerine ben rakipleri de aynısını yapıyor. Bu her dönem gördüğümüz ve görmeye alıştığımız bir durum. Burada kalıcı olmak isteyen genç yeteneklere düşen görev kendileri gibi olmak. Kaldı ki bakmakla olsaydı kediler kasap olurdu. Kısacası benzer şeyler üretmekle kimse bir yere varamaz.</p>
<p><strong>Şarkılar nasıl çıkıyor? Bir ön hazırlık yapıyor musunuz?</strong></p>
<p>Hayır yapmıyorum. Öyle hazırlıklardan da nefret ederim zaten. Aşıksam ve ilham da gelmişse döktürüveriyorum. Çok da güzel oluyor. Aşkla yazılan şarkı ve türkülerin tadı daha güzel oluyor. Şarkılarımda kadınların gözünden aşkı anlatıyorum. Bütün şarkılarım kadın ruhu ve dünyasını yansıtıyor.</p>
<p><strong>Kadın ve erkek bile farklılaşırken, erkekler ‘metroseksüel’ olarak ayrışırken aşkın tanımı değişmiyor mu peki? </strong></p>
<p>Bazı kavramlar yer değiştirse de aşk varlığını korumaya devam eder. Neden? Çünkü her halükarda erkek de kadın da varlığını koruyor. Belki şimdi eski yıldızlar gibi estetiksiz doğal kadınlar yok. Ama yapacak bir şey de yok. Çünkü beğeniler, kılık kıyafetler, kültür ve ahlak anlayışı değişiyor. Buna rağmen aşk, sevgi ve dostlukta olduğu gibi her alanda orijinalliği arayanlar da az değil. İsteyen değişime ayak uyduruyor, isteyen de geçmişin hoş geleneklerini korumaya veya bulmaya çalışıyor. Bence yapay değişimlere direnen insanlar olmasa her şey karma karışık olurdu. Şükür ki her şeyin orijinali hala var. Zaten bu olmasa dünya da olmazdı gibime geliyor.</p>
<p><strong>Bu orijinallik tablosuna hangi meslektaşlarınızı dâhil ediyorsunuz? Sizce kimler orijinal?</strong></p>
<p>Ben orijinalim mesela. Gerisi de beni ilgilendirmiyor. Ha yeni sanatçılardan dinledikleriniz var mı diye soruyorsanız. Evet, severek dinlediklerim var. Ama şimdi isim verip, diğerlerini küstürmeyelim.<strong></strong></p>
<p><strong>Kanayan bir yara olarak durmaya devam eden korsan müzik ürünlerinin yanı sıra pek çok sanatçıyı derinden etkileyen telif sorunları hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Genel olarak telifle ilgili olarak payıma düşen ücreti alıyorum. Ama yine de bu konuda küçük de olsa birtakım sıkıntılarla karşılaşmak istemiyorum. Telifler konusunda yaşadığım sıkıntılar da iyi bir avukatım olmamasından kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Bugünden geriye dönüp baktığınızda kariyerinizde yaşadığınız en zor zaman ve olay neydi sizce? </strong></p>
<p>Yaşadığım en büyük sıkıntı, hak etmediğim halde bazı insanların… (kısa bir müddet düşünüyor ve sonra gülerek devam ediyor) …boş ver hiç konuşmayalım bunları. Herkesin yaşadığı sorunlar var. Hele benim gibi bir insanın uğraşacağı daha fazla sıkıntı oluyor. Dolandırıcılarla uğraşıyorum anlayacağınız. Ama moralimi bozmamak için artık takılmıyorum bu tür olaylara.</p>
<p><strong>Manga’nın Eurovision şarkısını dinlediniz mi? Şarkı bu yıl da İngilizce olarak okunacak. Bu konuda neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Hayır, maalesef dinlemedim. Şimdiden başarılar diliyorum Manga’ya. Ama Türkiye’nin Eurovision’da uyguladığı İngilizce saplantısını hala anlayabilmiş değilim. Eğer ülkeler bu yarışmada kendilerini temsil ediyorlarsa kendi dilleriyle şarkı söylemeliler bence. Bu açıdan ülke olarak temsil edilme biçimimizi yanlış buluyorum. Burada müzik ve altyapı batılı enstrüman ve ezgilerle olabilir. Fakat dilin mutlaka Türkçe olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü müziğin dili olamaz. Müzik her dilde söylenebilmeli. Ama burada yapılan müziğin İngilizce’ye hapsedilmesinden başka bir şey değil.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/kapak-15-3-4/' title='kapak 15-3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/KAPAK3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kapak 15-3" title="kapak 15-3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/sayfa1-94/' title='sayfa1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa12-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa1" title="sayfa1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/sayfa2-91/' title='sayfa2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa21-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa2" title="sayfa2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/yildizzemin/' title='yildizzemin'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/yildizzemin-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="yildizzemin" title="yildizzemin" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/img_0799/' title='IMG_0799'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/IMG_0799-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IMG_0799" title="IMG_0799" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/img_0798/' title='IMG_0798'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/IMG_0798-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IMG_0798" title="IMG_0798" /></a>

<p><em><strong>Yıldız Tilbe&#8217;yle yapılan bu söyleşi, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 15. sayısında (Şubat &#8211; Mart &#8211; Nisan 2010) yer aldı. Türkşan Karatekin tarafından yapılan söyleşinin fotoğrafları Cihan Aldık tarafından çekildi. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/" title="İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum">İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/" title="Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu">Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/" title="Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor">Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/" title="Dünyaya bakmanın en insancıl yolu: Mevlana ve Tasavvuf">Dünyaya bakmanın en insancıl yolu: Mevlana ve Tasavvuf</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/dum-tek-tek-kalbin-atisi-ve-darbuka-ritmi/" title="Düm tek tek: Kalbin atışı ve darbuka ritmi">Düm tek tek: Kalbin atışı ve darbuka ritmi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 14:17:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Selçuk İlkan]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşilik]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum Atatürk Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdi Tayfur]]></category>
		<category><![CDATA[Ihlamurlar Altında]]></category>
		<category><![CDATA[İntizar]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[Ünal Tanrıverdi]]></category>
		<category><![CDATA[Zamansız Ayrılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7357</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Ihlamurlar Altında’ adlı televizyon dizisi için yazdığı ‘Zamansız Ayrılık’ şarkısıyla milyonları derinden etkileyen müziğin asi kızı İntizar, gerçekleştirmek istediği yeni projelerinden söz etti. Bir filmin müziklerini baştan sona yapmak istiyor. Tüm yörelere ait gizli kalmış şarkı ve türküleri orijinal ezgileri ve etnik dilleriyle seslendirmeyi planlıyor. Aynı zamanda televizyona da göz kırpıyor. Caz orkestrasıyla Türk Halk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8216;Ihlamurlar Altında’ adlı televizyon dizisi için yazdığı ‘Zamansız Ayrılık’ şarkısıyla milyonları derinden etkileyen müziğin asi kızı İntizar, gerçekleştirmek istediği yeni projelerinden söz etti. Bir filmin müziklerini baştan sona yapmak istiyor. Tüm yörelere ait gizli kalmış şarkı ve türküleri orijinal ezgileri ve etnik dilleriyle seslendirmeyi planlıyor. Aynı zamanda televizyona da göz kırpıyor. Caz orkestrasıyla Türk Halk Müziği okuma hayali de var.</p></blockquote>
<p>Roman evlerine benzeyen bir evde, Bektaşilik kültürüyle büyüyen İntizar, ne müzikteki arz-talep dengesine inanıyor ne de ‘keşke’leri olmadan yaşamaya. “Oldum, tamam bitti” demek yerine ‘Hep keşkelerimiz olmalı’ diyor. Bir televizyon çekimi sonrasında buluştuk İntizar’la, Mesam Vizyon’un kadınlarla örülü bu sayısı için. İstanbul’un trafiğinden bunalmıştı ama konu müzik ve yeni projeler olunca çözüldü.</p>
<p><strong>Şarkı söyleme tutkusu ne zaman ve nasıl başladı? </strong></p>
<p>Ailemde herkesin sesi çok güzel olduğu için ben de ister istemez şarkılar söyleyerek büyüdüm. Evimiz neredeyse Roman evleri kadar şendi. Sürekli şarkılar türküler söylenirdi. Galiba bu durum biraz da ailenin genetiğinden kaynaklanıyor. Ben Tunceliliyim, ait olduğum Bektaşilik kültüründe, bağlama önemli olduğu için duygular da söz ve bağlamayla dile getirilirdi. Aile de bu yeteneğin geliştirilmesi için çok uygun bir ortam vardı. Sesim güzel olduğu için ilk paramı, daha çocukluk yıllarında yine türkü söyleyerek kazanmıştım. O zamanlar ilkokula gidiyorum, okul dönüşünde Nuretin Ağabey adında bir komşumuz vardı. Çevirirdi beni, “Kız gel, bana bir türkü söyle sana 1 lira vereyim” derdi. Ben de, “Tamam sen önce parayı ver” derdim. Saz çalma konusuna gelince profesyonel anlamda değil, ama evde muhakkak enstrüman çalarım.<em></em></p>
<p><em></em><strong>Eğer saz ve türkülerin olmadığı bir ortamda doğmuş olsaydınız yani aile ortamında bunlar olmasaydı siz yine müziğe yönelir miydiniz?</strong></p>
<p>Anlattığım tarzda bir ailede yetişip de müziğe yönelmemek imkânsız gibi bir şey. Kaldı ki insanın içinde varsa muhakkak oluyor. Ama tarzım konusuna gelince orası biraz farklı. Ailem bile neden halk müziği dışında bir şey söylediğimi hâlâ anlayabilmiş değil. Ablam Berrin Su, Türk Halk Müziği albümü çıkardı. Ben de türküleri çok seviyorum, ama kendimi kısıtlamak istemedim. Hangi tür müzik hoşuma gidiyorsa onu söylüyorum. Bu durum biraz da olayların gidişatına bağlı aslında. İlk albümü hazırlarken, elimde söz ve müziği bana ait çok şarkı vardı. Prodüktörüm de, “Elinde kendine ait bu kadar güzel şarkı varken neden başkalarının eserlerini okuyasın ki” demişti. Ferdi Tayfur da şarkılarımı çok sevdiğini ve bunlara çok güvendiğini söyleyince ben de onları dinledim. Buna rağmen konserlerde tarzımın dışında eserler de okumaya özen gösteriyorum. Önümüzdeki dönemde sadece Türk Halk Müziği eserlerinden oluşan bir albüm hazırlamayı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Asker emeklisi bir babanın kızı olmak nasıldı? Aşırı disiplin içinde geçen bir çocukluk mu yaşadınız? </strong></p>
<p>Hayır, ben dünyaya geldiğimde babam çoktan emekli olmuştu. Ondan sonra da uzun yıllar bir termik santralde çalıştı. Her ailede olması gereken disiplin bizde de vardı. Ama bu beni derinden etkileyecek ölçüde değildi. Biz 10 kardeş olmamıza rağmen babam üstümüze titrerdi. Bize verdiği en önemli öğreti; eğitim oldu. Babam, “Eğitimsiz bir insan deli danalar gibidir” derdi. Bizim disiplinimiz de eğitim oldu.</p>
<p><strong>10 çocuklu bir ailede son çocuk olmanın avantajları ve dezavantajları olmuştur herhalde? </strong>Bakkala sürekli beni gönderirlerdi, (gülüyor). Angarya işlere hep ben koşardım. Ama sabahları en geç kalkan da ben olurdum, çünkü çok nazlıydım. Yemeğin en güzel kısmını bana ayırırlardı. Anne ve babam bir yerlere gittiklerinde bir tek bana çikolata getiriyorlardı.</p>
<p><strong>Aile Tuncelili, bir yandan da İzmirlilik var. Hikâyesi nedir bu karışımın?</strong></p>
<p>Ailem aslen Tuncelili, ama ekonomik sıkıntılar eğitim olanaklarının kısıtlı oluşu derken onlar da İzmir’e göç etmeye karar vermişler. İzmir’de lise yıllarında katıldığım bir şarkı yarışmasında birinciliğim var. Rahmetli Melih Kibar’ın da jüride bulunduğu bir yarışmaydı. Burada hem Türk Halk Müziği hem de pop müzik dallarında birinci olmuştum. Kazandığım ödül parasıyla da bizim bahçe duvarını yaptırmıştım. Zor ama güzel yıllardı. Sonrasında da hep kendi ayaklarım üzerinde durdum. Örneğin; Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde okurken, bir yandan da barlarda şarkı söyleyerek okul paramı kazanmaya çalışıyordum. Bir süre sonra da okulu bırakıp, tamamen müziğe yöneldim. Ama okul bana çok şey kattı.</p>
<p><strong>Okulu bıraktıktan sonra sanat hayatına nasıl atıldınız? Kimler sizi destekledi?</strong></p>
<p>Beni gerçek anlamda ilk keşfeden kişi Ahmet Selçuk İlkan’dır. Biz Ahmet’le bir araya geldiğimizde çok şiirsel sohbetler ederiz. Edebiyatla ilgili hoş paylaşımlarımız olur. Ortak yanlarımız bu yönden oldukça fazla. O benim kalemimi, yani şarkı dilimi çok beğenir. Ahmet Selçuk İlkan birinci olduğum yarışmada beni dinlemiş ve sesimi beğenmiş. Ferdi Tayfur’a benden söz etmiş. Demodan sesimi dinleyen Ferdi Abi de çok etkilenmiş ve “Çağırın gelsin” demiş. Bir de Ahmet Selçuk İlkan’ın İzmir Menemen’de Ünal Tanrıverdi adında bir arkadaşı vardı, onun de desteği oldu. Sonrasında İstanbul’a geldim ve ilk albümüm “Gelincik”i yaptık. 400 bin sattı. Şimdi düşünüyorum da günümüzde 50 bin satan albüm için ‘iyi albüm’ denir oldu. Herhalde en sonunda “bir kaset sattım” diye sevinecek sanatçılar.</p>
<p><strong>Peki, sizce müzik sektöründe özellikle de satışlar yönünde yaşanan bu düşüş sürecinin sebep ve çözümleri nedir? </strong></p>
<p>Aslında her şey birbiriyle bağlantılı. Tıpkı bir zincirin halkaları gibi. Sektörde yaşanan olumsuz gidişin engellenebilmesi için öncelikle Türkiye’de kültür-sanat olaylarına büyük önem verilmeli. Türkiye’de nasıl tarihi eser kaçakçılığı oluyorsa aynı şekilde müzik kaçakçılığı da oluyor. Bence sektörde yaşanan bu kötü gidişatın temel nedeni; korsandır. Çünkü bu tür davranışlar soygundan başka bir şey değil. Ama kimsenin dönüp baktığı yok. Yetkililerin, müziği lüks olarak algılamaları son derece yanlış. Müzik ciddi bir ihtiyaçtır. Her gün en az iki saatin trafikte geçirildiği İstanbul gibi bir yerde müzik olmadan yaşayabilmek mümkün mü? Elbette Unkapanı’ndaki prodüktörlerin zamanında yaptığı hatalar da var. Çünkü zamanında sadece satış olsun diye çerezlik albümler piyasaya sürüldü.</p>
<p><strong>İyi söylüyorsunuz ama prodüktörler kadar sanatçıların da bu kötü gidişatta rolleri yok mu?</strong></p>
<p>Söylediğinizi anlıyor ve hak veriyorum, ama bir farkla. Burada suçu olan yaptığı müzikte estetik kaygılar güden sanatçılar değil, özensizce işlere imza atan şarkıcılardır diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki şarkıcıların hatalarından sanatçılar da kötü etkileniyor. Bu vesileyle sektörde oluşan bu durumdan ders çıkarıp sanatçılar olarak toparlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben; hem prodüktörler hem de şarkıcılar tarafından sürekli dile getirilen “arz talep” söyleminin son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu toplum ezberci olduğu için ne verirsen alıyor zaten. Aslında her şeyi sorgusuz sualsiz kabullenen böyle bir toplumda kaliteli yapımlarla toplumdaki müzik beğenisini yükseltmek hiç de zor değil. Ama bu yol kimsenin işine gelmiyor. Bu gidişle dibe vurmadan toparlanma olmayacakmış gibime geliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’deki sanat ve sanatçı hak ettiği yerde mi?</strong></p>
<p>Geçenlerde TRT’de bir programa katıldım. Biri dedi ki, “Ne zamandır sizi takip ediyorum, onca güzel işler yapıyorsunuz. Neden hak ettiğiniz yerde değilsiniz?”Aslında ben de çok merak ediyorum, olmam gereken yerin neresi olduğunu. Bir gün cevabını bulursan sizlerle paylaşırım.</p>
<p><strong>Siz de pek çok kadın sanatçının dile getirdiği kadın sanatçı olmanın zorluklarıyla karşılaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Ben sadece kadın oldukları için kolaylıklar yaşayan bir sürü sanatçı biliyorum. Ama burada dişi olmak ile kadın olmayı birbirinden ayırmak gerekiyor sanırım. Benim de yaşadığım sıkıntılar oldu. Ama kadınlığımdan değil dişiliğimi kullanmamamdan kaynaklanıyordu. Mesela benden de zaman zaman dekolte giyinmemi isteyenler oldu. Bu kadınlığın dişi yönünü öne sürmek isteyen bir zihniyetin dayatması. Yapsaydım ben de rahat ederdim. Ama yapmadım ve sıkıntılarına da katlandım. Çünkü ben kendimi kadından ziyade insan olarak görüyorum. Kaldı ki sokakta kadınım diye değil, insanım diye yürüyorum. Kadın olduğum için kayırma istemediğim gibi kadın kimliğim nedeniyle zorluk çıkarılmasını da istemem. Ben eşitlikten yanayım.</p>
<p><strong>Kadınlarla ilgili toplumsal algılardan bahsetmişken siz de kadınlara atfedilen naiflik ve duygusallık yakıştırmalarına katılıyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu konuda hiç de feminist düşünmüyorum. Kadınlardan çok daha naif erkekleri de bilirim. Zaten son zamanlarda kadınlar beni çok şaşırtıyor. Şimdiki kadınların bir annelerine bir de kendilerine bakıyorsunuz, arada dünyalar kadar fark var. Gidişat iyi değil gibi. Metropollerdeki bu duruma rağmen doğu kültüründe kadın hâlâ evin direği ve sadakâtin sembolüdür. Kent kadınının içinde bulunduğu durum sanayi toplumlarına özgü bir değişim aslında. Kadının sanayi ile birlikte sosyal hayata katılması rollerinde de değişiklikler getirdi. Kadının elde ettiği bu kazanımlar eksikliklere rağmen büyük önem taşıyor. Bence iş yaşamında olduğu gibi meclisteki milletvekillerinin yarısı da kadın vekillerden oluşmalı. Çünkü erkeğe göre daha pratik bir zekâya sahip olan kadınların ülkeye daha faydalı olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Peki sizce neden meclisteki adaletsiz dağılım bir türlü aşılamıyor? </strong></p>
<p>En büyük neden elbette ki eğitimsizlik. Bundan 30 yıl önce kız çocuklarının eğitime katılımı artırılmış olsaydı, o dönem okuyan kızların pek çoğu belki şimdi mecliste olurdu.</p>
<p><strong>Kadınların yaşadığı sorunların ortadan kaldırılması adına duyarlı sanatçılara ne gibi görevler düşüyor?</strong></p>
<p>Elbetteki sanatçılara büyük görevler düşüyor. Ama toplumun da sanatçıları eline mikrofon alan ve iki şarkı söyleyen kişiler olarak algılamaması gerekiyor. Toplumda sanatçılarla ilgili yaratılan yanlış algı giderek derinleşiyor. Bununla birlikte sanatçılara liderlik rolünün biçilmesine de karşıyım. Sanatçı neyse o olmalı. Ama toplumsal duyarlılıkla ilgili de bir derdi olmalı diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kariyeriniz boyunca yapmak istediğiniz ama yapamadığınız veya ‘keşke yapmasaydım’ dediğiniz işler var mı?</strong></p>
<p>Var tabi, olmaz olur mu. Yanlış projeler, yanlış sözleşmeler olmuştur muhakkak. Zaten bir insan “tamam, ben oldum” diyorsa orada bir yanlışlık vardır. Hep ‘keşke’lerimiz olmalıdır. Yapmak istediklerime gelince: Buradan ilgililere seslenmiş olalım. Bir filmin tüm müziklerini yapmak istiyorum. Tüm yörelere ait gizli kalmış şarkı ve türküleri orijinal ezgileri ve etnik dilleriyle seslendirmek istiyorum. Bir de TV’de canlı performans programı gerçekleştirmek istiyorum. Albüm ise zaten yeni çıktı. Araya en az bir dört yıl girmeli ki şarkılarım iyice hazmedilsin. Bir de caz orkestrasıyla Türk halk müziği okumak istiyorum. Gerçekleştirebilirsem keskin sesleri olan arkadaşlarla düet de yapmak istiyorum.</p>
<p><strong>Caz projenizi gerçekleştirebilirseniz ‘İntizar caz söyledi’ diye manşet atarlar.</strong></p>
<p>Benim o manşette gözüm yok ki. İstesem bin tane manşet attırırım. Günlük yaşamda olduğu gibi müzikte de keskin ayırımlara karşıyım. Pop, caz, türkü bütün müzik dalları bir araya gelerek iyi müzik için mücadele etmeli. Sonra da kim neyi istiyorsa onu söyleyip onu dinlemeli.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/kapak-15-3-3/' title='kapak 15-3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/KAPAK2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kapak 15-3" title="kapak 15-3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/sayfa1-93/' title='SAYFA1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/SAYFA11-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA1" title="SAYFA1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/sayfa2-90/' title='SAYFA2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/SAYFA21-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA2" title="SAYFA2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/intizar-kapak/' title='INTIZAR KAPAK'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/INTIZAR-KAPAK-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="INTIZAR KAPAK" title="INTIZAR KAPAK" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/intizar/' title='intizar'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/intizar-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="intizar" title="intizar" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/img_5250/' title='IMG_5250'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/IMG_5250-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IMG_5250" title="IMG_5250" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/img_5239/' title='IMG_5239'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/IMG_5239-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IMG_5239" title="IMG_5239" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/img_5231/' title='IMG_5231'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/IMG_5231-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="IMG_5231" title="IMG_5231" /></a>

<p><em><strong>İntizar&#8217;la yapılan bu söyleşi, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 15. sayısında (Şubat &#8211; Mart &#8211; Nisan 2010) yer aldı. Türkşan Karatekin tarafından yapılan söyleşinin fotoğrafları Cihan Aldık tarafından çekildi. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/" title="Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu">Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/" title="Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor">Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/seref-tasliova-asiklik-gelenegi-dede-korkuta-dayanir/" title="Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır">Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yarinlar-yurek-ister/" title="Ali Rıza Binboğa: Yarınlar yürek ister">Ali Rıza Binboğa: Yarınlar yürek ister</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/askin-nur-yengi-sarkilarin-yeniden-hatirlanma-hakki/" title="Aşkın Nur Yengi: Şarkıların yeniden hatırlanma hakkı">Aşkın Nur Yengi: Şarkıların yeniden hatırlanma hakkı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2012 15:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[ajda pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Avaz]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutköy Kız Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[Ayla Dikmen]]></category>
		<category><![CDATA[Aysel Gürel]]></category>
		<category><![CDATA[Bambaşka Biri]]></category>
		<category><![CDATA[Bana yalan söylediler]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan Ece]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Aznavour]]></category>
		<category><![CDATA[Çiğdem Talu]]></category>
		<category><![CDATA[Dame De Sion]]></category>
		<category><![CDATA[Dün derken geçti yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Büyükburç]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Büyükburç ve orkestrası]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Şenes]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Akkor]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Gül değil ki ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Haykıracak nefesim kalmasa bile]]></category>
		<category><![CDATA[Hier Encore]]></category>
		<category><![CDATA[Hoş Gör Sen]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Avşar]]></category>
		<category><![CDATA[I will survive]]></category>
		<category><![CDATA[İki Yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[Işıl Yücesoy]]></category>
		<category><![CDATA[Issız Adam]]></category>
		<category><![CDATA[kimler geçti]]></category>
		<category><![CDATA[Kimler geldi]]></category>
		<category><![CDATA[Kimler geldi kimler geçti]]></category>
		<category><![CDATA[Memleketim]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[Neco]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Refik Fersan]]></category>
		<category><![CDATA[Şehrazat]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Ural]]></category>
		<category><![CDATA[Semiha Yankı]]></category>
		<category><![CDATA[Semiramis Pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Sensiz yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Sevda Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[sezen aksu]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel Egemen]]></category>
		<category><![CDATA[Son yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[Strangers in the Night]]></category>
		<category><![CDATA[Tanju Okan]]></category>
		<category><![CDATA[Tansu Çiller]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[Tutma yanarsın]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Aker]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuz her gece]]></category>
		<category><![CDATA[Veda etmem]]></category>
		<category><![CDATA[Zerrin Özer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7297</guid>
		<description><![CDATA[Türk popunun ilk kadın söz yazarı, en çok hit çıkaran ismi, şarkı sözlerindeki matematik bugün bile çözülememiş zekâ küpü, Allah vergisi yeteneği, şen şakrak hali, sözünü sakınmayan doğal ve doğrucu mizacıyla Fikret Şeneş’i ancak kendi şarkıları en iyi anlatır. Çünkü o şarkılarında kendisine ayna tutar, o aynada milyonlarca kadın kendini görür. 8 Mart, kadın ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Türk popunun ilk kadın söz yazarı, en çok hit çıkaran ismi, şarkı sözlerindeki matematik bugün bile çözülememiş zekâ küpü, Allah vergisi yeteneği, şen şakrak hali, sözünü sakınmayan doğal ve doğrucu mizacıyla Fikret Şeneş’i ancak kendi şarkıları en iyi anlatır. Çünkü o şarkılarında kendisine ayna tutar, o aynada milyonlarca kadın kendini görür. 8 Mart, kadın ve müzik sayımızın açılışını söz üstadı, müzik dehası Fikret Şeneş’le yapıyoruz.</p></blockquote>
<p>Bir şarkı sözünü tamamlamak 1,5 yıl sürer mi hiç? Sürmüş işte. “Dün derken geçti yıllar”ı yazmak bu kadar uzun sürmüş ama ortaya orijinalinden çok daha güçlü bir şarkı çıkmış. Zaten onun dışında kim doğru sözü, fonetiği, prozodiyi, ifadeyi, işin felsefesi ve hikâyesini en ahenkli biçimde bir araya getirmek için bu kadar “takıntılı” olabilir ki? Şarkılarını ve onları seslendirecek yorumcuları kendi seçen, para için değil mutlu olduğu için yazan, belki de ruhunu şeytana satmadığı için o güzel sözlere hayat verebilen Fikret Şeneş kırılan kadının hikâyesini anlatır şarkılarında. Onun sesi, yüreği ve yaşanmışlıkları vardır. Öyle yaşanmışlıklar ki her birimizin kendisinden bir parça bulabileceği kadar gerçek ve samimidir. Uzun zamandır beklenen buluşma için elimizde çiçeklerimizle çıktık yola. Tesadüf bu ya, birkaç gün önce 89. yaş gününü kutlamıştı Fikret Hanım. O da mart kadınlarından. Hep ertelenen buluşmamızın onun doğum günü sonrasına, bizim de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle hazırladığımız özel sayımıza denk gelmesi ne güzel bir tesadüf oldu. Kısmetliydik de, çünkü Fikret Hanım o gün bizim için meşhur peynir suflesini yapmıştı. (Hakikaten çok lezzetliydi, tadanlar bilir, ayrıca bir de Browni vardı ki, değme pastanelerinkine taş çıkartır cinsten). 10 yıldır menajerliğini yürüten Hakan Eren alışkındı duruma, “Soğutmadan ye, bu herkese yapılmaz” diyerek ne kadar şanslı olduğumun altını çiziyordu. Sözleriyle hayatıma ve binlerce kadınınkine dokunmuş Fikret Şeneş’i dinliyor olmak sanki bir hayal gibiydi. Kendimi dürtüp, gerçek mi bu yaşadıklarım dediğimi itiraf etmeliyim. Ama rüya değilmiş işte, hafızamda o anın resimleri duruyor, elimde ses kayıtları mevcut, daha da önemlisi artık biliyorum, “borçlu-alacaklı” meselesini. Bu gizemi Fikret Şeneş aralayacak, ama ilerleyen satırlarda. Bu yazıyı kadınların özellikle de kalbi kırık olanların okumasını tavsiye ediyorum, zira çok net yanıtlar içeriyor kadın dünyasıyla ilgili. İşte “8 Mart – 8 Kadın” temalı bu özel sayımızın ilk konuğu, “Memleketim”, “Kimler geldi kimler geçti”, ‘Hoş gör sen’, “Bambaşka biri”, “Haykıracak nefesim kalmasa bile”, “Sensiz yıllar”, “Son yolcu” gibi unutulmaz şarkılarda imzası olan Fikret Şeneş, en şen haliyle karşınızda…</p>
<p><strong>Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde hem yazdıklarınız hem de yaptıklarınızla nam salan bir öğrenci olmuşsunuz. Öğrencilik yıllarına dair neler anımsıyorsunuz?</strong></p>
<p>O zaman kızlar için yabancı dilde eğitim veren iki okul vardı: Dame De Sion ve Arnavutköy Kız Koleji. Babam ikisine de yazdırdı ama ben Arnavutköy’dekine gittim. Koleje girerken kompozisyon yazdırırlardı, hocalar benim anlatımımı çok beğenmişler, okulda elden ele dolaştırmışlar. Kalemim çok kuvvetliydi zaten. Bir keresinde kaybettiğim sefer tasım için bir monolog kaleme almıştım. Arkadaşlarım ve öğretmenlerimin öyle hoşuna gitmiş ki, okurken gülmekten kırılmışlar. Okulda nazar-ı dikkati kalemimle çektim ama benim derdim müzikti, şiir falan yoktu gündemimde. Sürekli müzik dinlerdim, özellikle de Amerikan cazında çıkan son şarkıları söz ve müzikleriyle ezbere bilirdim. Dördüncü sınıfta piyano çalmaya başladım. Dersi veren hocam sesimin güzelliğini ve istidadımı keşfetti. Kolejde de, son sınıfta okurken müzik öğretmenim benden gizli konservatuara adıma müracaat etmişti. Öyle girdim konservatuara da, hiç aklımda yoktu. 12 yaşındaydım, piyano çalıyor, şarkı söylüyordum.</p>
<p>Bütün bunlar da bana yeter diye düşünüyordum. Konservatuara iki sene zor gittim. Evleneceğim, çocuk doğuracağım ya öyle aceleci bir tarafım vardı nedense. Evde kalacağım diye korkardım kim bilir? (gülüyor kahkahalarla). Zaten sınıfta ilk evlenen ben, ilk çocuk doğuran yine bendim.<strong></strong></p>
<p><strong>Anne ve babanız arasındaki muhabbeti sevgiyle anıyorsunuz her fırsatta. Onları model almış gibisiniz kendinize. Bir an önce aile kurma hevesi de bu mutluluğu büyütme gayreti olsa gerek.</strong></p>
<p>Belki de. Annem ve babam 45 yıl süren büyük bir aşk yaşadılar. Evimizde münakaşa nedir bilinmezdi. Ayrılığı değil telaffuz etmek, aklımızın ucundan geçirmezdik. Zaten çok mutlu bir aile olduğumuz için babam ŞEN-EŞ soyadını almıştı. Annemin adı Cebile’ydi ama babam ona ‘Cılı’ derdi. Şimdi oturduğum bu binayı babam yaptırdı. Adı Cılı’dır. Sanatçı bir aileydi bizimkiler. Babam müzik sever, annem piyano, ud, tambur çalardı. Hatta annemle tanbur sanatçısı Refik Fersan’la aynı odada çalsalar ayırt edilemezmiş bile, o kadar iyiymiş. Bizde Allah tarafından müzik sevgisi, aşkı ve de en önemlisi istidadı var.</p>
<p><strong>Çok üretken bir söz yazarısınız ve biliyoruz ki yazarken kılı kırk yararmışsınız. Zor olmadı mı bunca şarkıda aynı standardı korumak?</strong></p>
<p>Şimdiye kadar 300’e yakın şarkı yazdım, popüler isimlerle olduğu kadar tanınmamış sanatçılarla da çalıştım ama hem şarkılarıma hem sanatçılara her zaman aynı alakayı gösterdim. Bir gün söz yazdığım bir şarkıcı , “Siz böylesine bir tek Ajda Pekkan’la meşgul olursunuz sanırdım, çok şaşırdım.” Ben de ona “Senin şarkının altında Fikret Şeneş yazmayacak mı? Madem ben o imzayı atıyorum, bu şarkının da hissettiğim en güzel şekilde olması gerek” dedim. Benim için önemli olan o sözün doğru çıkmasıydı. Zaten kimse bana gelip şöyle bir şarkı istiyoruz diye tarif veremezdi. Eskiden patronlar gelir, arkalarında da söz yazarları olurdu ama ben hiç o durumda olmadım. Benden rica ederlerdi, ben de onlara şartımı söylerdim. “Kızı göreceğim, sesini dinleyeceğim, ondan sonra kararı mı size bildiririm” derdim. Uğraşmaya değer mi diye bakardım. Zaten yazdığım şarkıları okuyacak insanları hep kendim seçtim.</p>
<p><strong>“Ben şair değilim, söz yazarıyım” diyorsunuz ısrarla. Neden bu ayrımı sıklıkla yapma ihtiyacı hissediyorsunuz?</strong></p>
<p>Her şiir şarkı sözü olsaydı o zaman söz yazarlarına gerek kalmazdı. Zira dünyanın en güzel sözlerini yazmış şairlerimiz var. Onlardan şiiri alır, adapte eder ve şarkı yaparsın, olur biter. Ama hiç öyle değil işte. Karşındakinin sesine uygun notaları verememişsen hayatta onu söyleyemez. O yüzden ben şair değilim diyorum. Sadece hislerimi yazıya dökebilme yeteneğim var. Bugüne kadar da bir tek “Bana yalan söylediler” de sözleri yazarken şiirsel bir kaygım olmuştur. Üstelik şiirde ölçülere göre beste yapmak daha kolaydır. Günümüzdeki birçok parça da böyle çıkıyor zaten.</p>
<p><strong>Sanki siz söz yazmayı belli bir disiplin içine almış gibisiniz. Bu disiplin içine neler giriyor?</strong></p>
<p>Müzik bilgisi, yaşam birikintisi, felsefe, hikâye, fonetik, mesaj hepsi önemli. Bence yazılmış güzel bir şarkının üstüne söz yazmak çok mühim bir meseledir. Çünkü sadece güzel sözleri bir araya getirmek değildir o. Şarkıyı söyleyecek sesin niteliği ve hançeresi de önemlidir. Bunu anlamak için de müzik bilgisine ihtiyaç var. Sesin hangi notaya çıkacağını bilmezseniz doğru kelimeleri üretemez, prozodi hataları yaparsınız. Zaten bu yüzden şarkıcıyı tanımak ve neyi ne kadar yapacağını bilmek isterim. Bir keresinde elinde beste ve sözüyle bir kızcağız (Ceylan Ece) geldi, şarkıda bir yer var, kız çıkamıyor oraya, bana yalvarıyor, “Ne olur, buraya başka bir söz yazın” diyor. Önce kızın sesine baktım, sonra oraya çıkabileceği bir kelime koydum, ardından da tıpkı piramidin tepesinden aşağı doğru iner gibi diğer sözleri yazdım. Yavrucak çok mutlu oldu, güle oynaya gitti.</p>
<p><strong>Şarkı sözlerinizin bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Şarkı sözü yazarlığını aşkla yaptım, para mevzu bahis olmadı hiçbir zaman. Dolayısıyla şarkılarımı istediğim kişiye verme ve istediğim sözleri yazma özgürlüğüne sahiptim. Bu da iyi sonuçlar ortaya çıkardı. Herkes ayna gibi kendi hayatından bölümler gördü. Aslında bir çeşit fragman benim şarkı sözlerim. O duyguyu, ihaneti ve yalnızlığı ben de yaşadığım için yazdıklarım çok sahici. “Mış” gibi yapmıyorum hiçbirinde.</p>
<p><strong>Bir besteye söz yazacağınız zaman nasıl bir hazırlık yapardınız?</strong></p>
<p>Yatağımın başucunda defterim kalemim her zaman hazırdır. Müzik zaten sürekli çalar kafamda. Müziği ezberlemeden imkânı yok yazamam, ona göre sözü nerede çıkaracağım nerede indireceğim bilmem gerek.</p>
<p><strong>Bugünkü sözleri nasıl buluyorsunuz?</strong></p>
<p>Alakasız, anlamı olmayan şarkı sözleri var. O bilgiyle birlikte gelecek his, ölçü nerede bugünkü şarkılarda. Bizim zamanımızda TRT bir kelimenin üzerinde durur ve onun yüzünden şarkıyı geçirmezdi. Şimdi “eşek” de geçiyor “at” da.</p>
<p><strong>En çok sizi uğraştıran ve zorlayan sözler hangisiydi?</strong></p>
<p>“I will survive”, melodisi üzerine yazdığım “Bambaşka biri”yi benden daha iyi yapacak biri varsa yapsın, 10 bin lira vereceğim diye ilan etmiştim zamanında. Türkiye’nin en iyi adapte şarkısıdır bence. Baştaki ana fikir çok güzeldir, sonraki bölümlerde de kendi isyanlarımı yansıtırım. Kadın örgütleri bu şarkıyı çok benimser, feminist söylemlerin marşı gibidir. Bir de tamamlanması 1,5 yıl süren Charles Aznavour&#8217;un ünlü şarkısı “Hier Encore”un Türkçe’ye uyarladığım “Dün derken geçti yıllar” var. Her bir satırı için çok düşündüm, tarttım. Şöyleydi o da:</p>
<p>Dün derken geçti yıllar</p>
<p>Dudaklarımda bak hala tadı var</p>
<p>Delice bir oyun değildi oynanan</p>
<p>Bilmedim sonunu ben daha başından</p>
<p>Renkli rüyalar umutlu aşklarla</p>
<p>Süsledim ömrümü bitmeyecek gibi</p>
<p><em>Düşünmedim bir gün hayat nedir diye</em></p>
<p><em>Şimdi yalnızım bu son sahnede</em></p>
<p><em>Dün derken geçti yıllar</em></p>
<p><em>Kayboldular birden etraftaki dostlar</em></p>
<p><em>Bilmem ki nerdeler nereye gittiler</em></p>
<p><em>Yalvardımsa bile geri dönmediler</em></p>
<p><em>En son sayfası gençliğin kapandı</em></p>
<p><em>Dudaklarımda bir zehir tadı kaldı</em></p>
<p><em>Bir yalnızlığın son oyunu oynandı</em></p>
<p><em>Gözyaşlarımla bak perde kapandı</em></p>
<p><strong>Sözlerinizi taşıyan bestelere müdahale eder miydiniz?</strong></p>
<p>Yeni bir besteyse enstrümanlar nerede biter, söz nerede başlar mutlaka bakarım. Benim kendi şartlarım vardır, mesela nefeslilere bayılırım ama Amerikan cazında. Hiçbir zaman ağır veya hisli bir şarkıda keman ve nefesli kullandırmam. Bizde bu çok olur. Her şeyin mükemmel olmayanı çekilir de keman ile nefeslinin hayatta çekilmez. Semiramis’in bir şarkısı vardı; marş gibi nefeslileri arkaya koymuşlardı. Duyar duymaz besteciyi kovaladım, “Çabuk gidip bunu yeniden yaz, nefeslinin bir mezurunu duymayayım” dedim.</p>
<p><strong>Siz en az şarkılarınızı söyleyen popüler isimler kadar ünlüsünüz ve geniş bir hayran kitleniz var. Bu kadar tanınmak ve sevilmek her söz yazarına nasip olmasa gerek.</strong></p>
<p>Ben aslında farklı bir pencereden bakıyordum bu hayran meselesine, başta şaşırıyordum, “Ne var bu kadar hayran olacak, bağırıp çağıracak” diye. Kendi başıma gelince anladım. Karşılıksız bir sevgiymiş bu. Hayran olan gözünüzün içine bakıyor. O bakışta sevgiden başka bir şey göremiyorsunuz. Yaşayınca daha iyi anladım bunu. Bodrum’da Ajda Pekkan, konseri sırasında sahneye davet etti beni. Çıkacağım ama bir sevgi seli ki, Londra’dan, Paris’ten geldiklerini söyleyip yolumu kesenler, sarılıp “Şarkılarınızla büyüdük” diyenler, sahneye çıkmam neredeyse bir saat sürdü.</p>
<p><strong>Sözlerinizdeki kadınları tarif eder misiniz? Bir de Türk popunun geneline baktığınızda kadın söz yazarlarının daha başarılı olduğunu görüyoruz. Sizden sonra Çiğdem Talu, Ülkü Aker, Aysel Gürel, Şehrazat, Sezen Aksu geliyor hemen akla. Neden kadın söz yazarları popta daha başarılı olmuşlar acaba? </strong></p>
<p>Benim şarkılarımda umumiyetle kırılan kadın başroldedir. Erkek kırılmaz, derdinden ölür ama yine akşam gider başka bir kadında teselli arar. Kadınsa sevdiğinin yerine başkasını koyamaz. Duygusaldır, acısı daha uzun sürer, daha geç biter. Erkeğin böyle değildir, başka birine gitmeyi ihanet olarak kabul etmez. Istakoz değil de, hamsi yiyeyim bu akşam diyebilir. Benim sevdiğim kişinin bütün bunları yaptıktan sonra giderken söylediği bir söz vardır: “Başka güzellerle düşüp kalktımsa eğer sanma ki onlara aklım takılır, sen kaybolunca akşamları, biraz aydınlık için yerine kandil yakınır.” Şimdi güneşi alıyor kandille mukayese ediyor. Yani sen bir güneşsin ama işte biraz aydınlık için her yere kandil yakılır. Burada ihaneti hoş görmek istiyor, erkek mizacı böyledir. İhanetinin ortaya çıkmasından sonra ilk kocam onu affetmem için çok yalvardı. Hayır dedikçe başka kadınların kollarında teselli aradı. Ben de bunu öğrendim ve o zaman ona “Bre adam, biraz kandil diyorsun mahya kurmuşsun” dedim.</p>
<p><strong>Kırılan kadınlar hep fedakâr olanlar galiba. Neden öyle?</strong></p>
<p>Çünkü en çok aldıran ve üzülenler onlar. Kocamın ihanetini duyduğumda “Ben ne yaptım acaba?” diye çok düşündüm. Model bir evliliğimiz vardı, çünkü ben kendi anne-babamın sevgi dolu evliliğini model almıştım kendime. Hüsniyet sahibi bir kadındım, evli kaldığımız 18 senenin ancak son beş yılını rahat geçirmiştik. O zamana kadar 250 gr kıymadan dört kap yemek yapardım. Üstelik bütün o yıllar boyunca eşim bana hiçbir bıkkınlık da göstermemişti. Peki, niye o zaman ben? Bu sorunun yanıtını bir tiyatro oyununda buldum. Ankara’da iki kadın arkadaşın hikâyesini anlatan oyunda karakterlerden biri şaşkınlık içinde kendine aynen benim sorduğum soruları soruyor: “Nasıl yapar, ben kocamı daha talebe iken aldım, yetiştirdim, beraber bu hayata hazırlandık, nasıl beni aldatır ve ayrılmak ister?” diye soruyordu. Öteki arkadaşı da şu yanıtı verdi ona: “Onun için o kadar çok fedakârlık yaptın ki, adam kendisini sana borçlu hissediyor. Bana kimi gösterebilirsin ki borçlusunu sevsin?” Demek ben de fedakârlığımla borçlandırmışım kocamı. Bunu keşfedebildiğim için çok mutlu oldum. Kadınlara öğüdüm, sevdikleri erkeği kendilerine borçlu duruma düşürmesinler.</p>
<p><strong>Bu işten yani söz yazarlığından ilk kazandığınız telif neydi?</strong></p>
<p>“Strangers in the night”ın yeni çıktığı dönemde, Tanju Okan elinde portatif bir pikap ve plakla gelerek bunun üzerine Türkçe sözler yazmamı istedi. O yıllarda her yerde batı müziği çalıyor, Erol Büyükburç ve orkestrası fırtına gibi esiyordu. Erol İngilizce bilmediğinden ona hangi şarkıda nasıl bir ifade takınması gerektiğini ben anlatı yordum. Bu arada benim de 13 İngilizce sözüm olduğunu hatırlatayım. Tanju’ya itiraz etmeme rağmen o da ısrarla “Göreceksin bak, şarkılar Türkçe olacak” diyerek beni ikna etti ve “İki yabancı” böylece ortaya çıktı. Şarkıyı teslim ettiğimde Tanju bana bir miktar para verdi. İlk telifim budur. “İki yabancı” piyasaya çıkar çıkmaz aynı dönemde yabancı şarkılara söz yazanlardan biri aynı besteyi farklı sözlerle Ajda Pekkan’a okuttu. Böylece aynı anda iki farklı söz ve yorumcu eşliğinde müzik piyasasında “Strangers in the night” çalınmaya başladı. Kim radyoda çalınıyorsa öncelik onun oluyordu. O yıllarda söz yazarları plak şirketleriyle muhataptı. Kendi adlarına plak çıkaracak olan sanatçılar ayrıca söz yazarlarına başvurabiliyor ve imkânları ölçüsünde telif ödüyorlardı. Eğer geçmişte bugünkü imkânlar olsaydı bugün annemin apartmanının yanına bu kez babam için bir apartman dikmiş olurdum herhalde.</p>
<p><strong>Şarkı sözlerinizde hep dimdik duran, ne istediğini bilen güçlü kadınlar var, Ajda Pekkan da modern ve batılı görüntüsü, sahne hâkimiyeti, sesi, duruşuyla bu kadını başarıyla temsil ediyor. Biraz onunla dostluğunuzdan söz eder misiniz?</strong></p>
<p>Her söyleşide demişimdir, “Ajda benim en iyi vitrinimdir” diye. Çok kırılgandır ama çok da kıymet bilir bir tarafı vardır. Ona en başında şöyle demiştim: “Ben sanat aşığıyım ve kendi sanatımı icra etmek için bu kadar yoruluyorum. Senden ayrıca bir para talebim de yok, beni ihya etmiyorsun ama benim verdiğim eseri o kadar güzel giyiniyorsun ki.” Herkes, yabancılar bile Ajda’ya bu kadar uyan şarkıları nasıl yaptığımı merak ediyor. Ama ben sadece ona güzel sözler yazıyor değilim ki. Birlikte çalıştığım bir sürü isim var, Semiramis Pekkan, Semiha Yankı, Işıl Yücesoy, Sevda Karaca, Zerrin Özer, Nilüfer, Ayla Dikmen, Tanju Okan, Neco, Sibel Egemen, Selçuk Ural, Gönül Yazar, Gönül Akkor gibi pek çok sanatçı, şarkılarımı okuyor. Fakat sanatına en az benim kadar dikkat eden, kendine bakan Ajda gibi bir ikinci isim daha yok. Ona çok şey öğrettim, işin başında doğru nefes almasını bile bilmiyordu. Onu stil sahibi yaptım.</p>
<p><strong>Sizin gibi renkli, sözünü sakınmayan, yaşadıklarından feyz alan biri politikaya girseymiş, nasıl olurmuş ortalık acaba?</strong></p>
<p>Politikayla hiç alakam yoktu ama teklif aldım. Rahmetli Bülent Ecevit kolejden iki sınıf küçüğümdü. Tansu Çiller daha da küçük. Bana politika teklifi geldiğinde ikisi de daha ortada yoktu. Bir konser sırasında hiç tanımadığım zengin, doğulu iki adam yanıma gelip, meclise mebus seçileceklerini ve “Fikret Şeneş Kampanyası” yapmak istediklerini söylediler. Sadece ismimi kullanmalarına izin verecektim. Vermedim, çünkü öbür gün sırtımdan yemelerini istemedim.</p>
<p><strong>Pek çok anı vardır muhakkak, enteresan bir tane bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>“Issız Adam” filmiyle şimdi yeniden gündeme gelen “Bana yalan söylediler”i ilk çıkarttığımız yıllardı. O zamanlar yeni şarkıların tutup tutmayacağını minibüslere bakıp anlardık. Eğer minibüslerde yeni şarkılar çalınıyorsa şarkıya “tuttu” gözüyle bakılırdı. Plağın çıktığı gün sabah, o zamana kadar hiç tanımadığım iki kişi ziyaretime geldi. “Bana yalan söylediler”i dinlediklerini ve çok beğendiklerini, bundan sonra da kendileri için şarkılar yazmamı istediler. “Ne istiyorsanız vereceğiz” dediler. “İstemem mühim değil, ben şarkıyı da şarkıcıyı da kendim seçerim, onun için prensiplerime girmiyor bu söylediğiniz dedim”. O iki kişiden biri Gönül Akkor, diğeri de plakçısı Ali Avaz’dı. Çok gururlandım tabii, gerçek sanatçılar böyleydi işte. Duydukları bir sözle kalkıp kapıma geldiler. Sonra Gönül Akkor’la bir long play yaptık, “Gül değil ki ateş”, “Tutma yanarsın” adlı şarkıları ona yapmıştım.</p>
<p><strong>Kadın sanatçılar, hemcinslerinin daha eşit ve hakça yaşamaları adına neler yapabilir?</strong></p>
<p>Bizdeki sanatçılar arasında “ben” çok hâkim bir duygudur. Gelişmiş ülkelerde ise daha kolektif bir bilinç vardır. Ödül alan sahnede köpeğine kadar teşekkür etmesini bilir. Egodan arınmak ve paylaşmasını bilmek gerekir. “Ben olsaydım.” Ya da “olmasaydım” diyerek cümleye başlamaktan vazgeçmeliyiz. Ancak bundan sonra iki kadın sanatçı bir araya geldiğinde birbirini yemek yerine, “Bu topluma ne fayda sağlarız?” sorusuna yanıt arayabilir. Bu “ben” tavrı yorumcular ile bestekâr ve söz yazarları arasında da sorun. “Ben çıktım, söyledim ve şarkını meşhur ettim” diyerek bizleri göz ardı ediyorlar. Senin orada bir taneyse benim burada 300 tane şarkım var. Bunu da görmek gerek.</p>
<p><strong>Daha fazla kadının olduğu bir meclisimiz olsaydı ne değişirdi Türkiye’de?</strong></p>
<p>Çok şey değişirdi. Vekilliği hakkıyla taşıyacak kadınları bulsaydık keşke. Bu açıdan Hülya Avşar’ı çok başarılı buluyorum. Her dakika kendini geliştiriyor, yeniliyor. Bu onun eğitimiyle alakalı bir durum değil, kendine güveniyor, cesaret edip ortaya çıkıp konuşuyor, mülakatlar yapıyor. Kadın vekillerimizin hiçbirinin kendi fikri yok, bizim lehimize kullandıkları ne bir bina, ne bir merkez var. Yalnız kendi partilerinin propagandasıyla meşguller.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;"><strong>Fikret Şeneş, Türk popunun efsane ismi çünkü&#8230;</strong></span></em></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><strong>*</strong> </strong></span>Türkiye’nin ilk kadın söz yazarı</p>
<p><strong>*</strong> Türkiye’nin en çok “hit”e sahip söz yazarı</p>
<p><strong>*</strong> Şarkı sözü yazmanın belli bir bilgi, görgü, yaşanmışlık ve disiplin getirdiğini ortaya koyan reformist,</p>
<p><strong>*</strong> Her bir şarkısına ayrı bir hikâye ve felsefe yükleyen duygu yüklü bir kadın</p>
<p><strong>*</strong> Şarkılarının bir satırı için günler, hatta yıllarca düşünmüş mükemmeliyetçi ve detaycı bir kişilik</p>
<p><strong>*</strong> Piyasa kurallarının dışında kalmayı seçmiş prensip sahibi bir müzisyen</p>
<p><strong>*</strong> Para için değil, müziğe duyduğu aşkla yazılan 300 şarkının sahibi</p>
<p><strong>*</strong> İstiklal Marşı’ndan sonra ülkemizde en çok söylenen “Memleketim” parçasının sözlerini kaleme almış bir vatansever</p>
<p><strong>*</strong> 1990’dan bu yana tek bir yeni şarkı üretmemiş olmasına rağmen şarkıları nesilden nesile geçerek kültleşmiş bir müzik abidesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>ALTI AY GEÇ ÇIKAN ŞARKI</strong></em></p>
<p>1973’te ‘Kimler geldi, kimler geçti’yi yazdım. Şarkıya çok güveniyordum. O aralar Ajda’da Paris’ten yeni dönmüş ama bir türlü şarkıyı okumak istemiyordu. Ben de “Bu şarkıyı söyleyeceksin, bundan sonra sana hiçbir söz yazmıyorum” dedim. Paris havasından bir müddet sonra kurtuldu ve daha fazla ısrarıma dayanamayıp okudu. Şarkı çok sevildi, Ajda bu şarkıyı her söylediğinde “İnadından altı ay geciktirdin” diye takılırım ona.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>ŞARKI SÖZÜ YERİNE ADAPTÖR</strong></em></p>
<p>Telif yasalarına göre ben adaptör, yaptığımda adaptasyon olarak kabul ediliyor. Bunu kabul etmiyorum çünkü ben bire bir çeviri yapmıyorum, melodiye uygun söz yazıyorum. Kanun ise yabancı bir şarkıya söz yazıldığında bunu adapte olarak kabul ediyor. Başkalarınınki olabilir ama benim yaptıklarımın hiçbiri adapte değil. Öyle olsaydı bir şarkı için 1,5 yıl harcamazdım. Şarkının orijinalindeki manayı güzelse kullanırım ama hangi şarkımda adapte bir satır var, göstersinler. Aslında söz yazdığımbirçok şarkımı ben keşfettim. Çoğu kendi ülkelerinde meşhur bile olmayan enstrümantal parçalardı. Oturup bunlara sıfırdan söz yazdım. Şimdi benim yaptığıma ‘söz yazmak’ yerine ‘adaptasyon’ deniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>“MEMLEKETİM” ASLINDA BİR İSRAİL HALK ŞARKISI</strong></em></p>
<p>Bugün Türkiye’de İstiklal Marşı’ndan sonra en çok söylenen ve en bilinen ikinci eser “Memleketim”dir. Ancak bu şarkı aslında bir İsrail halk şarkısıdır. “Anlamazdın” Arjantinli bir bestecinin, ‘Bana yalan söylediler’ ise orijinali gitarla çalınan enstrümantal bir parçadır. “Dile kolay”, “Haykıracak nefesim kalmasa bile”, “Kimler geldi kimler geçti”, “Uykusuz her gece”, “Sensiz yıllar”, “Veda etmem”, hepsi ya enstrümantal ya çok tanınmamış sanatçıların ya da tanınmış sanatçıların hit olmamış şarkılarıdır. Bunlar, Türkçe sözlerinin başarısından dolayı Türkiye’de milli marş muamelesi görüyor ancak telif yasaları durumu böyle değerlendirmiyor. Yabancı bestelerin hak sahibi edisyon şirketleri de bana hiç telif payı vermiyor.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/kapak-15-3-2/' title='kapak 15-3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/KAPAK1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kapak 15-3" title="kapak 15-3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/sayfa1-92/' title='sayfa1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa11-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa1" title="sayfa1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/sayfa2-89/' title='sayfa2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa2" title="sayfa2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/sayfa3-20/' title='sayfa3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa3" title="sayfa3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/sayfa4-6/' title='sayfa4'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa4" title="sayfa4" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/image-1/' title='image-1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/image-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image-1" title="image-1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/image-4/' title='image-4'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/image-4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="image-4" title="image-4" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-semiha-yanki1/' title='fiko-semiha yanki1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-semiha-yanki1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-semiha yanki1" title="fiko-semiha yanki1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-ceylan/' title='fiko-ceylan'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-ceylan-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-ceylan" title="fiko-ceylan" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-celal1/' title='fiko-celal1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-celal1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-celal1" title="fiko-celal1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-askin-nur-yengi1/' title='fiko-askin nur yengi1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-askin-nur-yengi1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-askin nur yengi1" title="fiko-askin nur yengi1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-ajda115/' title='fiko-ajda115'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-ajda115-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-ajda115" title="fiko-ajda115" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko-ajda111/' title='fiko-ajda111'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko-ajda111-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko-ajda111" title="fiko-ajda111" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko136/' title='fiko136'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko136-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko136" title="fiko136" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/fiko100/' title='fiko100'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fiko100-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fiko100" title="fiko100" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/eren-senes-6/' title='eren Senes 6'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/eren-Senes-6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="eren Senes 6" title="eren Senes 6" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/1fikretajda_super/' title='1Fikretajda_super'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/1Fikretajda_super-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="1Fikretajda_super" title="1Fikretajda_super" /></a>

<p><em><strong>Fikret Şeneş&#8217;le yapılan bu söyleşi, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 15. sayısında (Şubat &#8211; Mart &#8211; Nisan 2010) yer aldı. Türkşan Karatekin tarafından yapılan söyleşinin fotoğrafları Fikret Şeneş&#8217;in arşivinden edinildi. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/adim-kadin-kadinim-hukmum-yoktur/" title="Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur">Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/aglayanla-aglayan-sen-gulenle-gulen-sen-tanju-okan/" title="Ağlayanla ağlayan sen, gülenle gülen sen: Tanju Okan">Ağlayanla ağlayan sen, gülenle gülen sen: Tanju Okan</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/selmi-andak-sanata-adanan-bir-omur/" title="Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür">Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/enrico-macias-ve-ajda/" title="Enrico Macias ve Ajda…">Enrico Macias ve Ajda…</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/aysel-gurelin-ardindan-siir-olum-ve-mavi-caydanlik/" title="Aysel Gürel&#8217;in ardından: Şiir, ölüm ve mavi çaydanlık&#8230;">Aysel Gürel&#8217;in ardından: Şiir, ölüm ve mavi çaydanlık&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/eurovision-tarihimiz-onunla-yuzbin-dakika/" title="Eurovision tarihimiz: Onunla yüzbin dakika">Eurovision tarihimiz: Onunla yüzbin dakika</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2012 14:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[Acı Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Adamo]]></category>
		<category><![CDATA[ajda pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Alpay]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaşımın Aşkısın]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Atlı Karınca]]></category>
		<category><![CDATA[Bak Bir Varmış Bir Yokmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Bedri Koraman]]></category>
		<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Bob Azzam]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Sokak]]></category>
		<category><![CDATA[Çatı Gece Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Çay Saati Melodileri]]></category>
		<category><![CDATA[C’est Ecrit Dans Le Ciel]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Moreno]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz ve Mehtap]]></category>
		<category><![CDATA[Dinleyici İstekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Dönüyor]]></category>
		<category><![CDATA[Ebcioğlu Show]]></category>
		<category><![CDATA[Fecri Ebcioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Fecri Ebcioğlu Sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Abur]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Turgut]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Güneri Tecer]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayalimdeki Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Her Akşam Votka]]></category>
		<category><![CDATA[Her Yerde Kar Var]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[İlham Gencer]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Radyosu]]></category>
		<category><![CDATA[Juanito]]></category>
		<category><![CDATA[Laf Lafı Açıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Marc Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[Nesrin Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Odeon]]></category>
		<category><![CDATA[On Yedi Yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[önül Akkor]]></category>
		<category><![CDATA[Rakı ve Şarap]]></category>
		<category><![CDATA[Rüçhan Çamay]]></category>
		<category><![CDATA[Semiramis Pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Suçlular Aramızda]]></category>
		<category><![CDATA[Susuz Yaz]]></category>
		<category><![CDATA[Tanju Okan]]></category>
		<category><![CDATA[Tombe La Neige]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[Yedi Tepeden]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Yılanların Öcü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7285</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe sözlü pop müziği başlatan ilk şarkıyı o yazdı. Altmış ve yetmişli yılların tanınmış isimleri onun yazdığı şarkılarla tanındı. Fecri Ebcioğlu ve onun unutulmaz şarkıları 2010 yılında Odeon Müzik’le yeniden hayat buluyor. Fecri Ebcioğlu yaşamı boyunca dillerden düşmeyen yüzlerce şarkıya imza attı. “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”la başladı, “Atlı Karınca”, “Boş Sokak”, “Arkadaşımın Aşkısın” ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Türkçe sözlü pop müziği başlatan ilk şarkıyı o yazdı. Altmış ve yetmişli yılların tanınmış isimleri onun yazdığı şarkılarla tanındı. Fecri Ebcioğlu ve onun unutulmaz şarkıları 2010 yılında Odeon Müzik’le yeniden hayat buluyor.</p></blockquote>
<p>Fecri Ebcioğlu yaşamı boyunca dillerden düşmeyen yüzlerce şarkıya imza attı. “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”la başladı, “Atlı Karınca”, “Boş Sokak”, “Arkadaşımın Aşkısın” ve daha niceleriyle adeta Türkçe popun tarihini yazdı. Önümüzdeki aylarda Odeon Müzik tarafından yayınlanacak olan “Fecri Ebcioğlu Sunar–1” isimli albümle üstad yine sevenleriyle buluşuyor. Albümde Alpay’dan Nesrin Sipahi’ye, Nilüfer’den Semiramis Pekkan’a, Dario Moreno’dan Tanju Okan’a, popun bir dönemine imzasını atmış unutulmaz isimlerin seslendirdiği Fecri Ebcioğlu’nun da sözlerini yazdığı 18 şarkı yer alıyor. Şarkıların bir özelliği de hepsinin orijinal plak kaydı olması.</p>
<p><strong>ALBÜMDE SÜRPRİZLER VAR</strong></p>
<p>Albüm, Fecri Ebcioğlu’nun hayattayken kaleme aldığı son şarkı sözü olan “Hayalimdeki Resim”le açılıyor ve kendisinin seslendirdiği “Dünya Dönüyor”la devam ediyor. Stüdyoda birlikte okunmamış, ancak bu albüm için çeşitli teknolojik yöntemlerle birleştirilmiş Nesrin Sipahi – Juanito düeti “Bebek”, albümün bir başka sürprizi. Dönemin popüler yabancı şarkıcıları Marc Aryan ve Luigi’nin Türkçe seslendirdikleri şarkıları da albümü renklendiriyor.</p>
<p>Türk Sanat Müziğinin sevilen yorumcuları Gönül Akkor, Güneri Tecer, Gönül Yazar ve Nesrin Sipahi’nin seslendirdiği aranjmanlara da albümde yer verilmiş. Alpay, Gönül Turgut, Rüçhan Çamay, Juanito ve Gökhan Abur da birer şarkıyla albümde yerlerini alıyor.</p>
<p><strong>DİLLERDE DÜŞMEYEN ŞARKILAR</strong></p>
<p>Fecri Ebcioğlu’nun altmışlarda ODEON Müzik tarafından yayınlanmış 33’lük plağının kapak resminden yola çıkılarak hazırlanan albüm kapağı, Türk karikatür dünyasının duayeni Bedri Koraman’ın imzasını taşıyor. Fecri Ebcioğlu’nun anısına hazırlanan bu albüm, bugün bile ezberlerimizden düşmemiş şarkıları bir araya toplayan arşivlik bir albüm</p>
<p><strong>BİR DÖNEM ONUNLA BAŞLADI</strong></p>
<p>Fecri Ebcioğlu, 2 Mart 1927 tarihinde İstanbul/Cihangir’de dünyaya geldi. Müziksever bir ailesi vardı, annesi ud çalıyordu. Babıâli’de kırtasiyeci dükkânı işleten babası alafranga müziğin düşmanıydı ve sırf bu nedenle eve radyo almıyordu. Buna rağmen evlerine çok yakın “Ege Bahçesi”nden duyulan alafranga müzikler hep bir sanatçı olmayı isteyen Ebcioğlu’nu etkiledi.</p>
<p>1950’li yıllarda çalışmakta olduğu havayolu şirketi onu kurs için ABD’ye gönderdi. Bu gezi Ebcioğlu için bir dönüm noktası oldu. Amerika’da işten kalan boş vakitlerinde televizyon ve DJ’lik kurslarına devam etti, televizyonda takdimcilik yaptı. 1956 yılında Türkiye’ye dönüp DJ olarak çalışmaya başladı.</p>
<p><strong>“ÇAY SAATİ MELODİLERİ”</strong></p>
<p>1957–1960 yılları arasında önce Yeni Sabah sonra da Hürriyet gazetelerinde müzik yazıları yazdı. 1961’de İstanbul Radyosu’nda çoğunluğu dinleyicilerin gönderdikleri plaklar arasından seçilen şarkılardan oluşan haftalık müzik programı “Çay Saati Melodileri”ni yapmaya başladı.</p>
<p>1960’larda şarkı sözü yazarlığına başladı. Bir Hollanda gezisinden dönerken Bob Azzam’ın, “C’est Ecrit Dans Le Ciel” adlı şarkısına Türkçe sözler yazmaya başladı ve bunları uçak biletinin arkasına (başka bir söylentiye göre de sigara paketinin arkasına) karalayıverdi; parçanın adını da</p>
<p>“Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” yapmıştı. İstanbul’a indiğinde arkadaşı İlham Gencer’e ait Çatı Gece Kulübü’nde kendisinden bir şarkı istenmiş, orada bu parçayı söylediğinde önce şaka yaptığı zannedilmiş, sonra da defalarca tekrar söylenmesi istenmişti. İlham Gencer bu şarkıyı plak yaptığında ise Türkiye’de bir ilk gerçekleşti: İlk kez Türkçe sözlü bir pop şarkısı plağa kaydedilmiş oluyordu.</p>
<p><strong>YER YERİNDEN OYNADI</strong></p>
<p>1964 yılında Belçikalı şarkıcı Adamo konser için İstanbul’a geldiğinde onun meşhur şarkısı “Tombe La Neige”’e de Türkçe sözler yazmıştı. Adamo kendi şarkısını “Her Yerde Kar Var” adıyla Türkçe okuyunca Atlas Sineması’nda yer yerinden oynadı ve şarkının plağı yok sattı. Şarkılarını Fransızca ve İspanyolca söyleyen İzmirli şarkıcı Dario Moreno’ya da “Deniz ve Mehtap”, “Her Akşam Votka, Rakı ve Şarap” adlı parçaları yazdı. 1965 yılında henüz çok tanınmamış bir sinema oyuncusu olan Ajda Pekkan’a “Her Yerde Kar Var” ve “On yedi Yaşında” şarkılarını verdi ve plak yaptırttı. Ebcioğlu o yıllarda film müzikleri de yapıyordu. 1968’e kadar müziklerini yaptığı filmler arasında “Acı Hayat”, “Suçlular Aramızda”, “Yılanların Öcü” ve “Susuz Yaz” gibi filmler de vardı. Bu arada İstanbul Radyosundaki DJ’lik çalışmaları devam ediyor, pazarları yayınlanan “Dinleyici İstekleri” programına haftada altı bin dolayında mektup geliyordu.</p>
<p><strong>İLK TV SUNUCUMUZ</strong></p>
<p>Fecri Ebcioğlu aynı zamanda Türkiye’nin ilk TV sunucusuydu. 1956 yılında İstanbul’da deneme yayınlarına başlayan İTÜ televizyonunda “Ebcioğlu Show”u uzunca bir zaman sundu. TRT ile devam eden televizyon serüveni “Yedi Tepeden”, “Biz Bize”, “Laf Lafı Açıyor” ve “Hatıralar” adlı programlar ile devam etti. 58 yaşında felç geçirerek Çapa Hastanesi’nde uzun bir süre yattı.</p>
<p>Boynundan aşağısını hareket ettiremiyordu ancak büyük bir azimle iki yıl içinde ayağa kalktı. 6 Mart 1989 tarihinde Levent’teki evinde kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Evinin bulunduğu sokağın adı değiştirilerek “Fecri Ebcioğlu Sokağı” oldu.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/kapak-15-3/' title='kapak 15-3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/KAPAK-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kapak 15-3" title="kapak 15-3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/sayfa1-91/' title='sayfa1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/sayfa1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa1" title="sayfa1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fecriebcioglu11/' title='FecriEbcioglu11'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FecriEbcioglu11-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FecriEbcioglu11" title="FecriEbcioglu11" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fecriebcioglu04/' title='FecriEbcioglu04'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FecriEbcioglu04-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FecriEbcioglu04" title="FecriEbcioglu04" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fecriebcioglu03/' title='FecriEbcioglu03'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FecriEbcioglu03-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FecriEbcioglu03" title="FecriEbcioglu03" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fe1-kapak/' title='fe1-kapak'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/fe1-kapak-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fe1-kapak" title="fe1-kapak" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fecriebcioglu33/' title='FecriEbcioglu33'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FecriEbcioglu33-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FecriEbcioglu33" title="FecriEbcioglu33" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/fecriebcioglu53/' title='FecriEbcioglu53'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FecriEbcioglu53-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FecriEbcioglu53" title="FecriEbcioglu53" /></a>

<p><em><strong>Fecri Ebcioğlu&#8217;na ilişkin bu yazı, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 15. sayısında (Şubat &#8211; Mart &#8211; Nisan 2010) yer aldı. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong></strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/ayferi-ask-bitmesin-hic-bitmesin/" title="Ayferi: Aşk bitmesin, hiç bitmesin">Ayferi: Aşk bitmesin, hiç bitmesin</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/turkce-popta-nostalji-turu/" title="Türkçe popta nostalji turu">Türkçe popta nostalji turu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/adim-kadin-kadinim-hukmum-yoktur/" title="Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur">Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/sezen-cumhur-onal-popta-bir-muzik-sovalyesi/" title="Sezen Cumhur Önal: Popta bir müzik şövalyesi">Sezen Cumhur Önal: Popta bir müzik şövalyesi</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/enrico-macias-ve-ajda/" title="Enrico Macias ve Ajda…">Enrico Macias ve Ajda…</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/ajda-pekkanin-siyah-beyaz-portresi/" title="Ajda Pekkan&#8217;ın siyah beyaz portresi">Ajda Pekkan&#8217;ın siyah beyaz portresi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2012 13:28:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[ajda pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kocatepe]]></category>
		<category><![CDATA[Alpay Şalt]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Durdukça]]></category>
		<category><![CDATA[Babamın Evinde]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Seni Arayamam]]></category>
		<category><![CDATA[Bluejean]]></category>
		<category><![CDATA[Erovizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eurovision]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankeyf’]]></category>
		<category><![CDATA[Haydi Gel İçelim]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet Hakkımızdır]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet Hakkımızdır – Tren Özgürlüktür]]></category>
		<category><![CDATA[İçimde Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[İhtimaller Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Katil & Maktûl]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Vural]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Özmakinacı]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[MSG]]></category>
		<category><![CDATA[Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[MÜYORBİR]]></category>
		<category><![CDATA[Pink Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[The Wall]]></category>
		<category><![CDATA[Tren Özgürlüktür]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>
		<category><![CDATA[TRT Radyo 1]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Onatkut]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Casalini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7267</guid>
		<description><![CDATA[İkinci albümleri ‘Katil &#38; Maktûl’de bir kahramanın içsel yolculuğunu farklı bir kronolojiyle anlatan Yüksek Sadakat’ın gündemi bu aralar oldukça yoğun. ‘Hürriyet Hakkımızdır &#8211; Tren Özgürlüktür’ projesi kapsamında Hasankeyf’de bir konser veren grup, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde de hayranlarıyla buluşmaya devam ediyor. Avrupa turnesiyle suyun öte tarafına ‘merhaba’ diyen Yüksek Sadakat, Türk müziğini ‘rock’un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>İkinci albümleri ‘Katil &amp; Maktûl’de bir kahramanın içsel yolculuğunu farklı bir kronolojiyle anlatan Yüksek Sadakat’ın gündemi bu aralar oldukça yoğun. ‘Hürriyet Hakkımızdır &#8211; Tren Özgürlüktür’ projesi kapsamında Hasankeyf’de bir konser veren grup, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde de hayranlarıyla buluşmaya devam ediyor. Avrupa turnesiyle suyun öte tarafına ‘merhaba’ diyen Yüksek Sadakat, Türk müziğini ‘rock’un enerjisiyle birleştiriyor.</p></blockquote>
<p>Yüksek Sadakat’la, ‘Hürriyet Hakkımızdır – Tren Özgürlüktür’ projesi kapsamında Hasankeyf’te verdikleri muhteşem konser sonrasında bir araya geldik. Vokalde Kenan Vural, gitarda Serkan Özgen, bas gitarda Kutlu Özmakinacı, tuşlu çalgılarda Uğur Onatkut ve davulda Alpay Şalt’dan oluşan grup Kenan dışında tam kadroydu. Konser yorgunluğuna bir de grip eklenince Kenan ancak sohbetin sonuna doğru aramıza katıldı. Ancak grubuna öyle güveniyor ki, onun olmadığı sırada söylenen her şeyi kendisine de mal edebileceğimiz gönül rahatlığıyla ifade etti.</p>
<p>Grup ikinci albümü ‘Katil &amp; Maktûl’ü mart ayında piyasaya sürdü. Albümdeki ‘Ben Seni Arayamam’, ‘Aşk Durdukça’, ‘Haydi Gel İçelim’ şarkılarıyla iyi bir çıkış yakalayan grup, müzikal yaklaşım adına 2006’daki ilk albümün de önüne geçiyor. İlk albümle, aralarında ‘Yılın En İyi Çıkış Yapan Grubu’ ve ‘Yılın Grubu’ ödüllerinin de bulunduğu 20’den fazla ödül kazanmış, İstanbul’dan Adana’ya, İzmir’den Trabzon’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında onlarca konserde 300 bine yakın müzikseverle buluşmuşlardı. ‘Katil &amp; Maktûl’ün şimdiye kadarki konser temposu ve albüm satışları dikkate alındığında ilk albümden aşağı kalmayacağı çok aşikâr.</p>
<p><strong>Madalyonun iki yüzü müzik</strong></p>
<p>İlk albümün ardından grubun kadrosunda bazı değişiklikler olmuş. İlk kadroda yer alan Kutlu, Serkan ve Uğur’a şimdi davulda Alpay, vokalde ise Kenan katılmış. Grupta herkesin Yüksek Sadakat’ı oluşturmak dışında müzikle ilgili profesyonel bir işi var. Bence bu özellikleriyle de nadir örnek sıfatını hak ediyorlar. Kutlu, uzun yıllardır müzik üzerine yazan çizen bir kalem. Bir dönem Bluejean dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapmış, şimdilerde Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde müzik dünyasındaki gelişmeleri kendi perspektifinden ele alıyor. Serkan müzik öğretmenliği yapıyor ve onun deyimiyle “Yüksek Sadakat’le yaptığım işlerden milyonlar da kazansam müzik öğretmenliğine devam ederim” diyecek kadar bu işe kendini adamış. Özellikle de çocuklara müzik öğretmenliği yapmak denildiğinde akan sular duruyor onun için. Uğur’un stüdyosu var ve müzik teknolojisindeki gelişmeleri yakından izliyor. Kulağı en yeni ‘sound’ları keşfedecek kadar hassas ve aynı zamanda grubun da en genç üyesi. Alpay’ın ise müzik aletleri satan bir mağazası var. Onlar için madalyonun iki yüzü de müzikle dolu ve sanki iki yüz de birbirinden güç alıyor gibi.</p>
<p><strong>Bodrum’a 20, Hasankeyf ilk</strong></p>
<p>Sohbete doğal olarak Hasankeyf’teki konserle başlıyoruz. Gerimizdeki televizyonda da konserden çekilmiş görüntüler oynamaya başlıyor. “Nasıldı” diyorum, “o heyecan, o coşku? “İşte” diyorlar, ekrandaki coşkulu kalabalığı işaret ederek. Gerçekten kendinden geçmişçesine alkışlayan, şarkılara tempo tutan bir dinleyici kitlesi var ekranda. İyi de ben onların şarkılarındaki gibi şiirsel deyişlerle zenginleştirilmiş bir gözlemi ve yine böylesi bir yorumlayışı duymak için sabırsızlanıyorum. Nihayet Kutlu’nun söze başlamasıyla muradıma eriyorum: “Aynı anda hem 10 bin yıllık bir tarihin yanı başında olmak hem de çok özel bir coğrafyanın içinde şarkı söylemek ister istemez etkiliyor insanı. Burada birçok ünlü sanatçı gibi bizim de konser vermemizdeki öncelikli amaç, Hasankeyf’in sular altında kalarak böylesine büyük tarihsel bir mirasın bir süre sonra insanlar tarafından görülemeyecek olmasına dikkat çekmek, bununla ilgili kamuoyundaki farkındalığı artırmak ve mümkünse bu gidişi tersine çevirmekti. İyi bir amaç için oradaydık ve bunun yarattığı duygu yoğunluğuna daha önce hiç çalmadığınız ve nasıl olacağını tahmin edemediğiniz bir dinleyici profiliyle birlikte olmanın getirdiği heyecan eklenince yaşadığımız deneyim daha bir anlam kazandı. Kendi adıma enerjisi yüksek ve çok keyifli bir konser geçirdim. Bazen sahnedeyken seyircinin coşkusuyla kendinden geçersiniz ya, işte benim bunu yaşamama ramak kalmıştı diyebilirim. Bütün bu farklı farklı heyecan ve meraklar her birimiz için çok ama çok anlamlıydı.”</p>
<p>Grup üyelerinin tamamı Hasankeyf’i bu konser sayesinde görmüş. Serkan, konserin yapılacağı alana geldiklerinde bir yanda Dicle ve Uzunköprü’nün yer aldığı o muhteşem manzara karşısında büyülendiklerini söylüyor. Pişmanlıklar da işte o an yaşanmaya başlıyor: “Bunca zamandır 15-20 kez Bodrum’a gidiyoruz da neden Hasankeyf’e bir kez olsun gelmiyoruz? İşte bu soruyu sorduk kendimize. Aslında nedenleri biliyoruz da. Bu konser sayesinde gördük ki oraya gitmek, o insanlara ulaşmak çok kolay. Yöre halkı da çok cana yakın ve samimi. Kendi kendimizle bir hesaplaşma yaşamadık değil ve ben açıkçası daha önce gitmediğime pişman oldum.”</p>
<p><strong>Önce çarşı sonra yemek</strong></p>
<p>Hasankeyf’e konser için gelen grup, sınırlı zamanlarında önce şehrin çarşısını gezmiş sonra da geleneksel tatların peşine düşmüş. Serkan, “Konser için gittiğimiz yerlerde zaman elverdiği ölçüde önce minik bir çarşı turu ardından da gurme turu yapmak grup olarak adetimiz” diyor. Her ne kadar bu adet şimdilik bünyelerde bir farklılık yaratmamış gibi gözükse de grubun konser maratonu arttıkça orantı hesabı aleyhlerine işlemeye başlayabilir.</p>
<p>Konser demişken, Yüksek Sadakat, bu dergi hazırlık sürecindeyken bir de Avrupa turnesi yaptı. Almanya ve Hollanda’da konserler veren grup üyeleri, suyun öte yanında da sevenleriyle buluştu. Dünya görüşleriyle ters düşmedikçe her yerde konser vereceklerini söyleyen Kutlu, “Müzik dinlemeyi çok da farklı faktörlerle anlamlandırmak müzisyenin işi değil bence” diyerek sanki böyle yapanlara bir mesaj veriyor.</p>
<p><strong>Yoksa dejavu mu?</strong></p>
<p>Hasankeyf’teki konserde Yüksek Sadakat’tan sonra sahneyi Süperstar Ajda Pekkan aldı. Yıllara meydan okuyan süperstar kırmızılı kıyafetinin içinde o gece en sevilen şarkılarını Hasankeyfliler için söyledi söylemesine ama gönül isterdi ki en azından bir parçada Yüksek Sadakat’le düet yapsın. “Katil &amp; Maktûl” de 10. sırada yer alan ‘İçimde Yağmur’ adlı parça da bunun için biçilmiş kaftan. Zira albümde bu parçada Kenan’a o güzel sesi ve muhteşem yorumuyla Zeynep Casalini eşlik ediyor. Süperstar ve Hasankeyf konusunu bitirmeden önce Uğur’un, Ajda Pekkan’la ilgili anlatacağı bir anısı olduğunu öğreniyoruz. Meğer ikilinin tanışması yıllar öncesine dayanıyormuş! “Benim için Ajda Pekkan’la aynı sahneyi paylaşmanın iki yönlü bir heyecanı vardı. 1984’te ben sahneye ilk çıktığımda Ajda Pekkan yine ordaydı. İzmir Fuarı’nda ‘Büyük Kabare’ oynanıyordu ve ben de o gösteride davulcunun arkasında duruyordum. Daha beş yaşındaydım. Davulcu boşta duran bir tumbayı ve bagetleri elime tutuşturdu, ben de kendimce takılıyordum. Benim için Türkiye’nin en iyi sesi Ajda Pekkan’dır, gerçekten süperstar sıfatını hak eden bir isimdir. Onun şarkılarıyla büyüdüm. Gençlik idolümle üstelik de Hasankeyf gibi tarihi bir mekanda aynı sahneyi paylaştığım için bu konser benim için çok özeldi.”</p>
<p><strong>Bir hikaye, on farklı bölüm</strong></p>
<p>Katil&amp;Maktûl, konsept bir albüm olarak müzik piyasasına sunuldu ama grup ‘hadi konsept albüm yapalım’ fikriyle yola çıkmamış. Şarkılar ortaya çıktıkça albüm de bu rotaya girmiş. Konsept albüm en basit tanımıyla belirli bir tema etrafında dönen albüm demek. Tema ise şarkıları üretene kalmış bir durum. Bu albümdeki tüm şarkılar tıpkı ilkinde olduğu gibi Kutlu’nun elinden çıkma, grup son düzenlemeyi yapmış. Kutlu, şarkıları oluştururken aynı meselenin farklı yönleriyle ilgili şarkılar çıktığının pek farkında olmadığını, sonra bütüne baktıklarında bunu hep birlikte gördüklerini söylüyor.</p>
<p>Aslında bir fikir etrafında birleşen konsept albüm, müziğin ya da albümün kaliteli olup olmamasına etken değil, ancak kolay bir iş olmadığı da kesin. Bu yüzden çok tercih edilmiyor zaten. Serkan, konsept albümün müzikal bütünlük ve içerik olarak iki türünden söz ediyor. “Konsept albümde ya müzikal anlamda parçalar arasında bir bütünlük sağlarsınız ya da sözel anlamda bir hikaye anlatırsınız. Bir de ikisinin bir arada yapıldığı işler vardır ki işte o zaman tadından yenmez. Pink Floyd’un ‘The Wall’ albümü gibi. Katil &amp; Maktûl ise sözel anlamda bir kahramanın içsel yolculuğunu anlatan konsept bir albüm.”</p>
<p>Kutlu, albümde bir hikayenin farklı bölümleri olmakla birlikte hikayelerin dizilişinde belli bir kronoloji izlemediklerinin altını çiziyor. Albümü dinledikçe bu önerme de doğruluk kazanıyor. Yoksa albümün ‘Babamın Evinde’ ile başlayıp, ‘Yavaş’ ile devam etmesi, en sonda da ‘Haydi Gel İçelim’i dinlememiz gerekirdi.</p>
<p><strong>Ortak akıl grup felsefesi</strong></p>
<p>Müzik dünyasında gruplar için tehlikeli sayılabilecek durumların başında vokal ayrılıkları gelir herhalde. Hele de vokal şarkılara sadece sesiyle değil, söz ve besteleriyle katkıda bulunuyorsa ayrılık sonrası o grubun toparlanması epey zaman alabilir, şansız olanlar ise müzik dünyasından silinir gider. Yüksek Sadakat’te yaşananlar farklı. Kenan’la yeni bir soluk kazanan grup vokal değişikliğini kilometre göstergesinde lehlerine çevirmiş. Davulda da Alpay, yılların birikimiyle onların yanında olmuş. Peki nedir bu grubun DNA’sı? Kimi nasıl etkiliyor, kimden nasıl etkileniyor? Yanıt Kutlu’dan geliyor. “Grubun içersinde insanların kendilerini ifade etme yollarını kapatmadığınız sürece, herhangi bir kişilik sorunu da yoksa DNA’nın oluşması çok zor olmaz. Bütün problemler bu iki sebepten çıkar. Ya grup bir-iki kişi tarafından domine edilir ve öbürlerine kendilerini ifade etme seçenekleri sunulmaz, sıkıntı baş gösterir ya da birinin egosantrik durumları daha fazla tolare edilmez ve grupta ayrılık yaşanır. Kenan’ın öyle bir ego problemi olmadığı için gruba rahatça nüfuz etti. Ancak asıl konu hiçbirimizin gruptaki varlığını bir süs varlığı olarak görmemesidir. Hepimizin aklında müziği üretmek adına ‘kısayol’lar olabilir ve zamandan tasarruf edebilmek adına da bu yolu dikte etmek isteyebiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki kısayol yaptığınız veya bunu dikte ettiğiniz zaman grup elemanlarının ilerideki potansiyel katılımlarını da bloke etmiş olursunuz. Bu şekilde onlar da kendilerini gereksiz gibi hissetmeye başlar ve sadece bir profesyonel gibi işlerini yapıp giderler. Biz böyle olmamasına dikkat ediyoruz. O an can sıkıcı, anlamsız ya da mantıksız gelse de dinliyor ve olamayacağını önce fikri ortaya atanın yaşayarak deneyimlemesini istiyoruz.”</p>
<p><strong>“Şiir gibi yazıyorum”</strong></p>
<p>Gelelim şarkıların sözlerine. Yüksek Sadakat imzalı iki albümde de şarkı sözlerinde yalın ve naif bir anlatım dikkat çekiyor. Aşık Veysel’in deyişlerindeki sadeliği anımsatıyor sözler. Öte yandan satır aralarında batılı bir duyuş kendini hissettiriyor. Bir sentezden mi bahsediyoruz, yoksa matematiksel bir kurgudan mı, bilinmez. İlginç olan şu ki besteler, sözlerden önce ortaya çıkıyor. Bizim için şaşırtıcı olsa da şarkılara hayat veren Kutlu Özmakinacı için bu çok doğal bir durum. Şarkı sözleri için fazlasıyla şiir gibi görünüyor dediğimizde gülerek, “Şiir gibi yazıyorum, doğrudur” diyor. Nedenini de şöyle açıklıyor: “Tek başına müzik olmadan da okuyabileceğiniz sözler olduğunu kabul ediyorum. Açıkçası böyle olsun diye yapmıyorum. Önce besteyi yaptığım için de şiir değiller temelde. Çok okumakla alakalı bir durum. Şarkıların şiir algısı yaratan matematiksel bir görüntüsü de var ama onlar müziklerin bana ifade ettiği hikayeler aslında. Fakat hiçbir zaman benim hayatımdan, geçmişimden ya da bildiklerimden bağımsız değiller. Zaten hissetmediğiniz, bilmediğiniz, yaşamadığınız bir şeyi söylemeniz, onun inandırıcılığını en başta ortadan kaldıracaktır. Ben bir beste yaptığımda oradaki melodik yapı, beni hangi duyguları hissetmeye yöneltiyorsa, sözleri yazarken de o duyguların peşine düşüyorum.”</p>
<p><strong>Yüksek Sadakat imzalı şarkı istiyorum</strong></p>
<p>Evet, çıkan iki albümdeki tüm eserler Kutlu Özmakinacı’ya ait ama şarkılara son rötuşu grup hep birlikte yapıyor. Dinleyicinin şarkıyı daha hızlı ve kolay algılaması adına yapılan dokunuşlar bunlar. Kutlu da buna açık olduğunu söylüyor: “Bazen konuyu çok uzatmış olabilir ve bir an önce sadede gelmeniz gerekebilir. Şarkının trafiğine dönük, yerinde müdahalelerdir bunlar. Ancak anlam bakımından o kelime çıksın, bu girsin gibi yaklaşımlar olmuyor. Çünkü ben memnun olmasam zaten şarkıyı grubun önüne çıkarmam.”</p>
<p>Bir şarkının olduğunu anlamak için herhalde içgüdüsel bir seziş kabiliyetine de sahip olmak gerekiyor. 20 yıldır müzikle iç içe, yazan, besteleyen, çalan, söyleyen Kutlu için bunu hissetmek artık herhalde daha kolay. Müzik kariyeri boyunca birbirinden ilginç isimlerle çalışmış, diskoteğinde çok sayıda parça biriktirmiş. Onun açtığı yoldan grup üyeleri de emin adımlarla ilerliyor, aralarında bazılarının beste çalışmaları var ki bunların sonraki albümlerde değerlendirileceğinden kuşku yok. Dolayısıyla Yüksek Sadakat için bir başka söz ya da beste arayışı söz konusu değil, aksine grup bu yönde kendilerine gelebilecek tekliflere açık olduklarını söylüyorlar.</p>
<p><strong>Şarkılarda din vurgusu az</strong></p>
<p>Yüksek Sadakat’in kendini benzer gruplardan ayrıştırmasında sunduğu argümanlardan biri kendileri gibi müzik yapanların az olduğu önermesi. Peki, Yüksek Sadakat nasıl müzik yapıyor? İşte asıl soru bu. Kutlu, Türkiye’de bugün rock müzikle ilgilenen gruplar arasında dini temalara vurgu yapan tek grup olduklarını söylüyor. Gerekçesini de şöyle açıklıyor: “Din inançlardan bağımsız olarak, hayatın çok temel parçalarından biri ve aynı zamanda kültürel bir olgu. Din hepimizin hayatımızda oldukça etkili ve önemli bir yer kaplıyorken nasıl oluyor da şarkılarda bu kadar az yer kaplıyor. İşte garipsediğim nokta bu.” Alpay bu durumu dinin tabu gibi algılanmasına bağlıyor. A derken B anlaşılma korkusu belki de insanları alıkoyan neden. Kutlu, yanlış anlaşılacak sözler yazmadıktan sonra bunun bir tehlike olmayacağını ifade ederek, “Bizim sözlerimiz hem biçimselliği ve içeriği zedelemiyor hem de insanları rahatsız etmiyor. Anlatmak istediğimiz konuya daha güçlü anlamlar katıyor. Mekke ya da Kudüs derken turistik bir geziyi değil, içsel bir yolculuğu anlatmaya çalışıyoruz. Burada hiç kimseyi rahatsız edecek bir nokta yok. Peki, neden bunu şimdiye kadar kimse düşünmedi de ben düşündüm? İşte bizim farklılığımızın bu olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p><strong>TRT Radyo 1’de her pazar</strong></p>
<p>Yüksek Sadakat’in bir de radyo macerası var. Bir yıldır TRT Radyo 1’de ‘İhtimaller Denizi’ adlı bir program yapıyorlar. Tüm grup üyelerinin katıldığı program çeşitli bölümlerden oluşuyor ve her bölümü grup üyelerinden biri hazırlayıp sunuyor. Daha çok yabancı ağırlıklı çalmakla beraber Türk Rock’undan da esintiler var. Serkan ‘baştan sona müzikal bir sohbet bizimkisi. Sağlam bir dinleyici kitlesi oluşmaya başladı, web sitemize gelen yorumlardan anlıyoruz bunu. Sonuçta biz amatör bir ruhla yapıyoruz radyoculuğu, belki de bu samimi geliyor dinleyene. Bu arada programda albümü çıkmış, sesini duyuramamış arkadaşlarımıza da sık sık yer veriyoruz.</p>
<p>Radyo mekanı TRT olunca ister istemez Erovizyon sorusu gündeme geliyor. Çok hazırlıklılar, çünkü sıklıkla bu soruyla muhatap olmuşlar ama tam bir uzlaşma var mı derseniz, orası biraz belirsiz. Kutlu, grup olarak müziği yarıştırma fikrine sıcak bakmadıklarını söyleyerek, “Ya iyi müzik vardır ya yoktur. Erovizyon’da ise ülkelerin birbirleriyle olan politik ilişkilerinin getirdiği sübjektif bir bakış açısı var. Orada olmanın bir müzisyene ne gibi bir faydası olabilir ki?” diyor. Serkan ise eğer teklif gelirse ülkeyi temsil etme fikriyle bu düşünce arasında bir ikilem yaşayacaklarına kesin gözüyle bakıyor.</p>
<p><strong>Meslek birlikleri birleşmeli</strong></p>
<p>Yüksek Sadakat, Türkiye’de müzik alanında dört meslek birliğinin birleşmesi ve tek çatı altında toplanması gerektiğine inanıyor. Grup şimdi MESAM üyesi ama daha önce Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG) çatısı altında da olmuşlar. Hatta Kutlu, MÜYORBİR’de Ali Kocatepe’nin listesinden aday bile olmuş, seçilememiş ama böyle bir teklif alması onu çok onurlandırmış. Benzer teklifler gelirse seve seve görev alacağını söylüyor. Ona göre müzik dünyasının zorluklarını yaşayan herkesin elini taşın altına sokması gerekiyor. Gelecek nesillerin müziklerine daha rahat konsantre olmasına ancak bu şekilde katkıda bulunabileceklerini düşünüyor.</p>
<p><strong>Büyük bir fikir hırsızlığı var</strong></p>
<p>Albümdeki tüm eserler Kutlu Özmakinacı tarafından üretildiğinden haklı olarak telif sorusunun muhatabı da o oluyor. Kendince adil bir değerlendirme yaparak söze başlıyor: “Benim şarkımı söyleyen müzisyen arkadaşın gidip yakasına yapışacak halim yok, çünkü çok zor şartlar altında çalıştığını biliyorum. Fakat daha büyük yayıncılar, radyolar, televizyonlar, otellerin telif ödemeden şarkıları kullanmaları beni çok rahatsız ediyor. Çünkü ortada düpedüz bir fikir hırsızlığı var. Benim yarattığım ve ortaya çıkması için yıllarımı verdiğim bir olayın sonucunda ortaya çıkan fikir ürününü kendi çıkarı için pazarlayarak kullanıyor ve bunun karşılığında bana hiçbir şey vermiyor. Bu çok ama çok rahatsız edici bir durum.”</p>
<p><strong>Teknoloji müziği başkalaştırdı</strong></p>
<p>Söyleşinin son sorusu müzik dünyasındaki değişime dair. Yüksek Sadakat üyeleri bu değişimi gelişim mi yoksa kısır bir döngü olarak mı yorumluyor? Merak ettik sorduk. İlk yanıt Kutlu’dan geldi: “Müzikteki en önemli değişim, türler veya yeni gruplar değil. Teknoloji ve onun getirdikleriyle alakalı bir değişim söz konusu olan. Ben dijitalleşmenin, ses kayıt teknolojisinin keşfedilmesinden bu yana müzik endüstrisinde gündeme gelen en büyük gelişim ve değişim olduğunu düşünüyorum artık. Nereye doğru gideceğini tahmin edebiliriz ama tam olarak bende nereye doğru gideceğini bilemiyorum. Sadece bireyselleşmenin daha da artacağına, müziğe insanlar tarafından daha kolay ulaşılabileceğine, müziğin daha kolay üretilebileceğine ve aynı zamanda daha kolay geniş kitlelere müziğin duyurulabileceğine inanıyorum. Daha kontrolsüz ama daha yaratıcı bir ortam olacağını düşünüyorum. Bence bunlar çok önemli gelişmeler.”</p>
<p>Serkan teknolojinin bireysel özgürlükleri artırdığını ve isteyen herkesin evde kendi albümünü yapabilecek donanıma kolaylıkla kavuşabileceği bir dijital devrimi yaşadıklarını söylüyor. Eskiden evde sinema zevkini yaşamak için ‘home theatre’ sistemi kuruluyorken şimdi basit bir iki cihaz yardımıyla herkesin kendi müziğini yapabileceği bir duruma geldik. Serkan birilerine bağlı kalmadan böyle naif çabalarla müzik üreten çok sayıda grup olduğunu ifade ediyor. Zaten sanal alem de bu üretimleri pazarlama adına sınırsız seçenek yaratıyor. Bu süreci müzik şirketleri de yakından takip ediyor. Onlar da eskisine göre albüm satışlarının düştüğünün farkında ve bunda tek etken illegal ‘download’ kültürünün alıp başını gitmiş olması değil. Bu değişime ayak uyduracak çözümleri üretememiş olmak da ciddi bir zaaf. Serkan böyle bir süreçte menajerlik sisteminin bile yeni bir tanımlamaya ihtiyaç duyduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Teknoloji var, şarkı yok!</strong></p>
<p>Grubun genç üyesi ve müzik teknolojisindeki gelişmeleri profesyonel mesleği gereği yakından takip eden Uğur’un da bu konuda söyleyecekleri var: “Okullardan yetişen ve bu teknolojiyi özümseyerek gelen benden de genç bir nesil geliyor ama şarkı yok. Şu an müzik dünyamızda dikkat çeken bir şarkı bulmakta açıkçası çok zorlanıyorum. Teknik olarak süperler, en son teknikleri kullanıyorlar, altyapıda güzel fikirler uygulanıyor, bazen şaşırtıcı uygulamalar bile yapılıyor ama şarkılar kötü. Müzikalite tamam da şarkı sıkıntısı çok yoğun yaşanıyor. Herkesin “ben de yaparım” demesinden doğan bir şarkı kirliliği başladı. Pop zaten böyleydi ama artık Rock için de bu durum söz konusu. İşim gereği önemli sanatçılarımızın dünyayı takip etmeye çalıştıklarını hemen fark edebiliyorum fakat maalesef yapılan şarkılar bunları kaldırmıyor. Hatta elektronik müziğin dilimizle uyumunu da iyi kurabilmiş değiller. Bu durumun düzeleceğini umut ederek bir geçiş döneminde olduğumuzu düşünmek istiyorum.”</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><strong>Türk geleneğini yeni baştan yazmayı amaçlıyorum</strong></em></span></p>
<p>Hayal gücü ve biçime çok önem vermişimdir. Şarkı sözü dediğimiz aslında geleneksel bir yapıdır. Hangi kelimelerin şarkıların içerisinde daha iyi duracağı, yüzlerce yıllık deneyimin ürünü olarak ortaya çıkar. Öyle kelimeler öyle yapılar vardır ki onlar zaten yüzlerce yıldır denenmiş ve test edilmiştir. Ben bunları bugün tekrar tekrar farklı kelimelerle üretmeye çalışıyorum. Yani Türk geleneğini yeni baştan yazabilmeyi amaçlıyorum. Bu sadece benim kendi adıma uğraştığım konulardan biri. Benim gibi başkaları da olacaktır ve gelenek yenilenecektir, ölmeyecektir. Yani modernlik ile gelenekselliği aynı anda bir araya getirmek gibi kolay olmayan ve benim kendi adıma birikimimi çok fazla okumama bağladığım bir durum var. Şarkı sözlerini de oradan çıkartıyorum.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/mesam-14-haber-qxd-4/' title='MESAM 14 HABER.qxd'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/kapak-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="MESAM 14 HABER.qxd" title="MESAM 14 HABER.qxd" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/sayfa1-90/' title='SAYFA1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/SAYFA1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA1" title="SAYFA1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/sayfa2-88/' title='SAYFA2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/SAYFA2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA2" title="SAYFA2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/sayfa3-19/' title='SAYFA3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/SAYFA3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA3" title="SAYFA3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/ys_01o/' title='YS_01o'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/YS_01o-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YS_01o" title="YS_01o" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/fd0_2214/' title='FD0_2214'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/FD0_2214-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="FD0_2214" title="FD0_2214" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/ys-giris/' title='YS giris'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/YS-giris-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YS giris" title="YS giris" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/ugur/' title='ugur'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/ugur-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="ugur" title="ugur" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/serkan-2/' title='serkan'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/serkan-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="serkan" title="serkan" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/kutlu/' title='kutlu'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/kutlu-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kutlu" title="kutlu" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/kenan/' title='kenan'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/03/kenan-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="kenan" title="kenan" /></a>

<p><em><strong>Yüksek Sadakat&#8217;le yapılan bu söyleşi, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 14. sayısında (Ocak 2010) yer aldı. Türkşan Karatekin tarafından yapılan söyleşinin fotoğrafları Yüksek Sadakat grubundan edinildi. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/dum-tek-tek-kalbin-atisi-ve-darbuka-ritmi/" title="Düm tek tek: Kalbin atışı ve darbuka ritmi">Düm tek tek: Kalbin atışı ve darbuka ritmi</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yarinlar-yurek-ister/" title="Ali Rıza Binboğa: Yarınlar yürek ister">Ali Rıza Binboğa: Yarınlar yürek ister</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/selmi-andak-sanata-adanan-bir-omur/" title="Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür">Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/sese-soze-burundu-onno-diye-gorundu/" title="Sese söze büründü / Onno diye göründü">Sese söze büründü / Onno diye göründü</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/ozdemir-erdogan-kanser-bitti-konserler-basliyor/" title="Özdemir Erdoğan: Kanser bitti konserler başlıyor">Özdemir Erdoğan: Kanser bitti konserler başlıyor</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 15:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[72. Koğuş]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ekber Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Kızıltuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Mahzuni Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Aşık Reyhani]]></category>
		<category><![CDATA[âşıklık]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Boyalı köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes]]></category>
		<category><![CDATA[Cannes Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Dadaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan Oğur]]></category>
		<category><![CDATA[Eşref Saati]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Sağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Kızılırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Umuda Ezgi]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Kars]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Alışık]]></category>
		<category><![CDATA[Kılavuzsuz Dost]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbani Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Leb Değmez]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Erdal]]></category>
		<category><![CDATA[Mehveş Emeç]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Akkaş]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffer Sarısözen]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Turna]]></category>
		<category><![CDATA[Şahsenem Bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[Sen Türkülerini Söyle]]></category>
		<category><![CDATA[Sinem Bacı]]></category>
		<category><![CDATA[Sitemdir]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Maymun]]></category>
		<category><![CDATA[Umuda Ezgi]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bingöl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7246</guid>
		<description><![CDATA[Aşıklık geleneğimizin en önemli temsilcilerinden biri olan Şahsenem Bacı ve oğlu müzisyen-oyuncu Yavuz Bingöl’le, kaybolmaya yüz tutan bu geleneği konuştuk.  Geleneğin yeniden canlandırılabilmesi için devletin, bu gelenekten beslenen sanatçıların ve daha da önemlisi kamuoyunun aşıklara destek vermesi gerekiyor. Toplumsal sorunlara değinen aşıklık geleneğinin kadın temsilcisi Şahsenem Akkaş nam-ı diğer Şahsenem Bacı ve yine onun gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Aşıklık geleneğimizin en önemli temsilcilerinden biri olan Şahsenem Bacı ve oğlu müzisyen-oyuncu Yavuz Bingöl’le, kaybolmaya yüz tutan bu geleneği konuştuk.  Geleneğin yeniden canlandırılabilmesi için devletin, bu gelenekten beslenen sanatçıların ve daha da önemlisi kamuoyunun aşıklara destek vermesi gerekiyor.</p></blockquote>
<p>Toplumsal sorunlara değinen aşıklık geleneğinin kadın temsilcisi Şahsenem Akkaş nam-ı diğer Şahsenem Bacı ve yine onun gibi başarılı bir müzisyen olan; oyunculuğu da kariyerine başarıyla ekleyen oğlu Yavuz Bingöl, MESAM Vizyon’un bu sayısının kapak konusu.</p>
<p>Sohbete Şahsenem Bacı’yla başladık, sonra o sazı Yavuz Bingöl’e bıraktı. Arada tatlı tatlı düetler yapıldı, bazen de ufak atışmalara tanıklık ettik. Yürekten bir konukseverlikle bizi ağırlayan ana-oğulun doğal halleri görülmeye değerdi. İşte o sohbetten size kalanlar…<strong></strong></p>
<p><strong>‘Şahsenem’ ne demek? ‘Şahsenem Akkaş’, nasıl ‘Şahsenem Bacı’ oldu, bize biraz o süreci anlatır mısınız önce?</strong></p>
<p><strong>Şahsenem Bacı:</strong> Şah ‘kral’ demek, sanem de ‘güzel kadın’ anlamına geliyor. ‘Şansenem Bacı’nın hikayesini anlatmam için epey gerilere gitmem gerekiyor. Ben 1943 Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Boyalı köyünde dünyaya geldim. Daha okul çağında bile değildim ama müziğe tutkundum. Köylerde çorba karıştırmak için büyük kepçeler olur ya, ben bunun iki ucunu bıçakla kerter, iç çamaşırlarında kullanılan ince lastikleri uç uca gerer, gizli yerlere girip bunu çalar ve o lastikten çıkan tınıya ağlardım. O tını alır götürürdü beni bir yerlere…</p>
<p><strong>Sizi o yaşlarda bunu yapmaya iten neydi? Evde saz çalan söyleyen birileri mi vardı?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Amcam yörenin en güzel aşıklarından Mustafa Akkaş’tı. Onu çok dinledim. Ayrıca köyümüzde de başka aşıklar vardı. Bizim geleneklerimiz bir başkaydı; mesela düğünlerimizde gençler bir yerde oynar, yaşlılar da bir odada toplanır, aşık dinlerlerdi. Ben de o aşıkları dinleye dinleye büyüdüm. Bir de hiç unutmam, ilkokuldayken köy enstitüsü mezunu olan öğretmenimizin bir mandolini vardı. Onu gizli gizli eve getirir ve çalardım. Sonra mandolin devresi bitti, saz devresi başladı.<strong></strong></p>
<p><strong>Sazla ilk gerçek buluşmayı kime borçlusunuz?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Babama, çünkü ilk sazımı anneme rağmen o aldı bana. Annem, ‘Bu kızı şımartma’ diyordu babama. Etraf da kadının saz çalmasını çok hoş karşılamıyordu. Annemin sekiz çocuğu ölmüş, sadece ben ve abim hayatta kalmışız, o yüzden üzerimize titrerdi. Babam da öyleydi ama kimseyi, annemi bile dinlemedi ve bana sazı aldı. Ufkumu da yolumu da açan babam oldu.<strong></strong></p>
<p><strong>Alevi geleneğinde saz çalan kadın çok saygı görür diye biliyoruz. Neden size böyle davranıldı acaba, hiç düşündünüz mü?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Aynı soruyu bundan iki yıl önce profesörlük tezini benim hayatımı konu alarak oluşturan bir doçent de sordu. İlk o zaman bu kadar net yüzleştim bu soruyla.  Alevilerde saz çalan kadın o toplumda aziz gibi kabul görürken neden beni bu kadar dışlamışlar? Sonuçta bu tavrı o dönemlerde köyümün cehaletine yordum ama uzun bir süre de Alevilerin böyle saz çalan bir kadını dışlayacağını kabullenemedim.</p>
<p><strong>Sonra nasıl şekillendi yaşamınız?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Ailecek Ankara’ya göç ettik. Ağabeyim orada subaydı zaten. O da saz çalardı. Ankara’dayken Rahmetli Mahmut Erdal ve Kurbani Kılıç sayesinde Ali Ekber Çiçek’le tanıştım. Kurbani Kılıç, aşık çevresinde çok tanınan, sürekli etkinlikler ve semahlar düzenleyen etkin bir isimdi. Ben de onun sayesinde etkinliklerde boy göstermeye başladım. Derken Muzaffer Sarısözen’le tanıştım. Üstad, anneme ve babama ‘Bu kızı radyoya verin’ diyerek çok gidip geldi. Fakat annem de babam da dizlerinin dibinden ayrılmamı istemiyordu. Tek kızdım. Gözlerinin bebeğiydim. İzin vermediler.</p>
<p><strong>Aslında orada büyük bir şans yakalanmış değil mi?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Çok büyük bir şans hem de… Eğer başlamış olsaydım, şimdi radyodan emekliydim herhalde. Belki başka dallara da sıçrardım, kim bilir? Mesela tiyatro olabilirdi. Çünkü tiyatro yönüm de çok vardı. İlkokulda hem tiyatro yönetiyor hem de oyundaki başrollerden birini oynuyordum. Oyun Kore Savaşları’yla ilgiliydi ve ben de Oben adlı baş kahramanın eşini oynuyordum. Ağlamam gereken bir sahne vardı, bir türlü ağlayamıyordum. Oyunu sahneye koymamızı sağlayan öğretmenim ağlamam için bir tokat attı bana, işte o zaman sicim gibi yaşlar döküldü gözlerimden. Sadece kendi köyümüzde değil, civar köylere de gidiyor ve oyunumuzu sergiliyorduk. Tabii bütün bunlar annemin hiç hoşuna gitmiyordu. Hep yarım bıraktım, niye bıraktım. Cehaletin ilkesinden bıraktım. Cahil insanlar yaptıklarımı yadırgadılar, başka şeyler eklediler yaptıklarıma ve onu yaygınlaştırdılar. Öyle öyle derken soğudu gitti içimdeki heves de.</p>
<p><strong>Tabular ve gelenekçi bakış yaşamınızı çok etkilemişe benziyor.</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bu yaşadıklarım en çok annemi üzdü. Tek kızının adının böyle dilden dile dolaşması, bir öğretmenin yanına katılıp köy köy tiyatro oynaması onun için kolay kabullenilecek bir durum değildi. Anne içgüdüsü ve onun himayeci tavrı, biraz da geleneksel bakış açısı böyle hissetmesine nedendi belki de. Babam ise ağabeyinin de aşık olmasından dolayı durumu daha hızlı kabullendi. Öte yandan yaşımın olduğu gibi görünmüyordum, ilkokul beşinci sınıftaydım ama görkemli bir kızdım. Bu da söylentileri artırıyordu.</p>
<p><strong>Gelelim aşıklık geleneğine ve kadınların aşıklar diyarındaki yolculuğuna. Kimlerdi öncüleriniz? Nasıl çileli bir yol olmuş kadınların yolculuğu, biraz bundan söz eder misiniz?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bende Alevi Bektaşi kadın aşıkların antolojileri var. Buna göre bir asır önce yaşayan Zühre adındaki bir kadın ilk saz çalıp türkü söylemiş hatta bu yüzden idamını istemişler. Çünkü devletin yanlışlıklarını dile getiren türküler söylüyormuş. Cesur bir kadınmış. Ben ikinci kuşaktan sayılırım. Şah Turna, Sinem Bacı, Aslı Bacı gibi isimler de benimle aynı kuşaktan.</p>
<p><strong>Siz ve akranlarınız yolu açanlardansınız. Epey de sıkıntılı süreçlerden geçtiniz. Sizden bayrağı devralacaklar daha az yorulacaklardır. Bu anlamda şanslılar aslında, değil mi?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Daha şanslı olacakları kesin ama ben şahsen öyle birilerini göremiyorum. Yok gibiler, bence bu gelenek bizimle beraber kapanacak gibi. Çünkü artık insanlar sazı alıp aşıklık yapmak yerine gidip kaset çıkarıyor. Birileri çalıyor, onlar söylüyor. Bu şekilde daha çok para kazanıp mutlu oluyorlar. İş paraya döndü artık. Nerede para varsa artık sesi güzel olan, sazı güzel olan orada. Aşıklık biraz tarihe gömülüyor gibi bu da beni fazlasıyla üzüyor.<strong></strong></p>
<p><strong>Sizce aşıklık geleneğinin temelinde ne yatıyor?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Aşık özüne bağlı olmalı. Aşıklık sazını elinden bırakmamaktır. Araştırıp halk türkülerini yeniden canlandırmaktır. Sadece kendi eserlerini değil, geçmiş aşıkları Karacaoğlan’ı, Dadaloğlu’nu yad etmek, onları da okumak ve aktarmaktır.</p>
<p><strong>Peki aşıklık geleneğinde kadınlara nasıl bir rol düşüyor?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> ‘Kadından aşık olur mu?’ diyerek çok dışlandığım zamanlar oldu. Biz varız, bir başkası olmasın gibi bir düşünce vardı belki de. Ama ben hiç birini dinlemedim, usursamadım da, çıktım sazımla sahneye, bangır bangır devrim türkülerini okudum. Toplumsal konulara değindiğim için çok alkış alıyordum, bu da bazı aşıkların pek hoşuna gitmiyordu.</p>
<p><strong>Yavuz Bey, aşık geleneğinden gelen bir kuşak olarak size de aynı soruyu yöneltelim?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> O alanda bile kendi aralarında kıskançlık var. Ne kadar ilerici ve çağdaş gözükse de aslında göründüğü gibi olmuyor hiçbir şey. O çağdaşlığın içerisinde de kendisine ait bir kıskançlık ve muhafazakarlık var. Aşıklık geleneğindeki taşlama gibi bazı yöntemler erkek aşıklar tarafından çok kullanılırdı, annemin ise daha kendine özgün bir duyuşu ve yorumu vardı. Ülkenin sorunlarından yola çıkıp, o an gündemde yaşanmış ne tür bir acı olay varsa onun üzerinden hareketle biraz da kitlesel konserler veriyordu. Küçükken tanık olduğum kimi olaylara baktığımda o dönem de şimdiki gibi popüler kültürde yer alan sanatçılar arasındaki kıskançlık ve birbirinin işine engel olma gibi durumların yaşandığını hatırlıyorum.</p>
<p><strong>ŞB:</strong> Olmaz mı? Ankara Festivali’nde sazım kırıldı. Köylümüz bir aşık da festivalin konukları arasında, ondan sazını istedim, vermedi. Farklı ideolojik görüşlerde olmamıza rağmen Aşık Reyhani sazını vermişti.</p>
<p><strong>Erkek aşıklardan size hiç destek olan yok muydu?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bana en çok Kurbani Kılıç ve Muzaffer Sarısözen destek verdi. Biraz da Ali Ekber Çiçek. Daha çok kendi kendimi geliştirdim.<strong></strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Ali Kızıltuğ, Aşık Reyhani, Aşık Mahzuni Şerif de hep annemin yanında olan isimlerdi.<strong></strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Ben sahnedeyken halktan önce beni onların alkışlaması, beni lanse etmeleri bunlar hep bir destekti benim için.</p>
<p><strong>Bir yanda biten evliliğinizin ardından tek başınıza çocuklarınızın sorumluluğunu aldınız diğer yanda sazla halvet olma durumu… Zor oldu muhakkak. Dayanma gücünü ve cesareti nerede buldunuz?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> O cesareti saza olan aşkınızda ve türkülerde buluyorsunuz. Kendi ürettiklerinize olan sevdanız da sizi bıraktırmıyor, sazı tekrar elinize veriyor. Eşimden ayrıldıktan sonra uzun süre iş bulamadım. Zorlandığımız zamanlar oldu. Saz çalmaya gittiğimiz yerlerde ufak karşılıklar alıyorduk. Arif Sağ ile konserlere çıkıyorduk. Programımı bitirirdim ama sahneye yeniden çağrılırdım hep. Çünkü benim türkülerim kendi yazdığım sloganlı türkülerdi, ‘Dağları deleyim, yanına geleyim’ türküleri değil. Herhalde bizi o aşk, o sevgi götürdü parasız pulsuz konserlere. Çünkü halkın önünde olmak, o devrim türkülerini söylemek var ya başka bir heyecandı. Parayı filan gözünüz görmüyordu. O dönem kimi partiler benden çok faydalandı. Hala da faydalanıyor.</p>
<p><strong>Tekrar müziğe dönelim, Kars’tan, Ankara’ya sonra da İzmir’e göç ettiniz. Bu geçiş sizin müzik dünyanızı, aşık ruhunuzu nasıl etkiledi?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Ne oğlumda ne de bende sazımızın ve türkülerimizin sesi hiçbir şekilde değişmedi. Sazım nereye gidersem gideyim benimle beraberdi. Bugüne kadar iki sazım oldu. Şu an kullandığım da 30 yıllıktır<strong>.</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Anadolu’yu annemle birlikte çok dolaştık. Kara trenlerde yolculuk ediyorduk. Babamın tayini çıktıkça yer değiştirdik. İlkokulu beş ayrı okulda okudum (Kars, Konya, Ankara, İstanbul ve yeniden Ankara). Bunun aslında ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu çok sonraları anlıyorsunuz. Ege’nin de bizim kendi müzik kültürümüze ayrı bir zenginlik kattığını düşünüyorum. Ayrıca konservatuarda okudum. Klasik müzik eğitimini geleneksel müzikle harmanladım. Aslında yaşadığımız her şey bize ayrı bir zenginlik kattı. Saz çalıp türkü söyleyen çok ama ozanlık geleneği başka bir şey. Annemin dediği gibi yok olmaya yüz tuttu.</p>
<p><strong>Aşıklıkta iki yol var galiba; biri sizin gibi toplumsal meseleleri dile getirme tavrı, diğeri de…</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bir de suskun aşıklar vardır.<strong></strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Yavaş yavaş yok oluyor bu gelenek de, çünkü usta çırak ilişkisi kalmadı. Kalsa da günümüzde daha modern, daha başka alışverişler içerisindeler. Eskisi gibi değiller, dönüşüyorlar. Her şey değişiyor, o üretim ilişkisi de değişmeye başladı. 30 yıl evvel benim annemle yaptığım alışveriş başka bir şey oldu. Belki de onlara kent ozanı demek lazım. Onlar da kendi yaşadıkları bölgenin sorunlarına değiniyor, ister sevda türküsü olsun ister toplumsal olsun ama tabii soruna çok teğet geçiyorlar. Biz biraz eski değerlere sahip olan bir kuşak olarak bunu eleştirmiyoruz aslında bu değişimi saygıyla karşılıyoruz.</p>
<p><strong>Aşıklık geleneğinin hala örnekleri varken neden korumacı bir tavır içinde olamıyoruz?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Kültür Bakanlığı’nın bu konuda birtakım adımlar atması gerekiyor. Aslında böyle değerler başka ülkelerde pamuklara sarılıp korunuyor.<strong></strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanlığı döneminde Avrasya ülkelerine sanatçı kafilesi gönderilecekmiş. O coğrafyada halk ozanlığı geleneği yoğun biçimde yaşandığı için iki halk ozanını da kafileye davet ettiler. Biri bendim, diğeri de Rahmetli Aşık Mahzun Şerif’ti. Orada ziyaret sırasında yörenin halk ozanlarıyla tanıştık. Devlet ozanına ailesinin büyüklüğüne göre ev vermiş, altına araba vermiş, bir de maaş bağlamış.</p>
<p><strong>YB:</strong> Bunun karşılığında da ozanına sadece yaz, üret, edebiyatıma, kültürüme katkıda bulun demiş.</p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bizim ülkemizde de ağzını açan ozan tepesine vurulup hapislere atıldı.</p>
<p><strong>YB:</strong> Evet değişen birtakım durumlar, alışkanlıklar olduğu gibi hiç değişmeyen şeyler de var. Usta çırak ilişkisi değişti ama ideolojik olarak Türkiye 1940’ta ne durumdaysa şimdi de o durumda. Ben Avrupa Birliği falan hepsinin hikaye olduğunu düşünüyorum. Kafa yapıları değişmiyor, yöntem değişmiyor, devletin politikaları değişmiyor. Bence bir 15-20 yılımız daha var.<strong></strong></p>
<p><strong>Peki bu yolda sizin gibi göz önündeki sanatçıların atacağı hiç bir adım yok mu?</strong></p>
<p><strong>YB: </strong>Ben özel kanalların birinde annemle birlikte müzik programı yaptım. Program eski ozanları andığımız, yeni kuşak ozanlardan da davet edip türküler söylediğimiz tarzda mesajı olan bir çerçeveye sahipti. Ancak yedi bölüm sürdü. Reyting almayınca kabul de görmüyorsunuz. Özlemlerimizi böyle projelere yönlendirebiliyoruz, destek vermek istiyoruz ama devletin, yerel yönetimlerin, televizyonların da bunları desteklemesi lazım. Bizim bireysel desteğimiz ya da liderliğimiz yetmiyor. Örneğin Leb Değmez diye bir aşıklık tarzı vardır. İki dudak arasına kürdan gibi bir ayraç konur ve dudaklar birbirine değmeyecek şekilde türkü söylenir. Buna göre kelimeler seçilir. Gerçekten ayrı bir yetenektir. Şimdi düşünebiliyor musunuz benim Leb Değmez tarzını televizyonda icra ettiğimi ve bunun da insanlara ilginç gelip izlendiğini? İşin doğrusu gerçekten buna cesaretim yok!</p>
<p><strong>ŞB:</strong> Bu devletin ayıbı.</p>
<p><strong>YB:</strong> Liderliğe gelince, ben konservatuarda okudum, klasik müzik eğitimi aldım. Müziğin yanı sıra oyunculuk da yapıyorum. Biraz farklı bir kulvardayım bu anlamda. Ayrıca Aleviliğimi ve ozanlık tarafımı çok ön plana çıkarmış biri değilim. Oysa bu özelliğini her fırsatta vurgulayan arkadaşlarımız var, onların aşıklık geleneğinin kaybolmaması için ön ayak olmaları gerekiyor. Onlar da yapmazsa hakikaten korkulan olur. Ben böyle bir annenin evladı, Alevi kökenli bir sanatçı olarak her zaman elimden geleni yapıyorum ama daha fazlası olmuyor.</p>
<p><strong>Oğlunuzun oyunculuk yeteneğini nasıl buluyorsunuz? Küçükken bu yeteneği belirgin miydi? Yoksa o genler sizden ona mı geçti?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Biz zaten oyun oynayarak bu günlere geldik. Hayat şartlarıyla oyun oynadık. O evin büyük ağbisi olarak aktör rolündeydi ben de anne olarak aktristim. Bu yüzden Yavuz’un oyunculukta bu kadar başarılı olması beni hiç şaşırtmadı. Öte yandan Yavuz’un türkü söylemesi de beni sonsuz mutlu ediyor. Onu dinlemeye doyamıyorum.</p>
<p><strong>Ama bir albümü için ‘oğlum olmasaydı kasetini almazdım’ demişssiniz…</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Espriyle karışık söylediği bir cümleydi o ama ciddiye aldı kimileri. Olayın özü de şu: Albümlerimde türkülere, çağdaş türkü yorumlarına ve senfonik düzenlemelere yer veriyorum. Annem türkü sevdalısı bir insan olarak haliyle tüm parçaların türkü olmasını istiyor.</p>
<p><strong>ŞB: </strong>Ben türküyle doğmuşum, türküyle büyümüşüm. Bunun dışındakilere mesafeli bakmam kadar doğal ne olabilir?</p>
<p><strong>Oğlunuzu tiyatroda nasıl buldunuz?</strong></p>
<p><strong>ŞB:</strong> Onu sahnede izlerken neler hissettiğimi tarif edemiyorum daha. Sonsuz derecede mutlu ediyor.</p>
<p><strong>Yavuz Bey, müzik, diziler ve sinema derken yakında sizi kamera arkasında da görürsek şaşırmayacağız.</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> İşin tekniğini öğrendiğimde kendi hikayemi çekmeyi düşünüyorum açıkcası. Hani yönetmenlerin ilk filmleri olur ya ben de ilk filmimde kendi hikayeme yönetmenlik yapmak istiyorum. Hikayesi de daha çok annemin anlattıklarıyla ilgili.</p>
<p><strong>Müzik sahnesi mi, televizyon seti mi, sinema perdesi mi, tiyatro sahnesi mi? Hangisi daha cazip geliyor?</strong></p>
<p><strong>YB: </strong>Şarkı söylemek gerçekten benim için apayrı. Ömrümün sonuna kadar türkü söylemekten vazgeçmem ama galiba oyunculukta da başka bir duygumu tatmin ediyorum. Oyunculuk yaparken kendimi iyi hissediyorum.</p>
<p><strong>Oyunculukta siz kendinizden bekliyor muydunuz bu performansı? Çok doğal bir oyunculuğunuz var.</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> İşin doğrusu beklemiyordum. Ama o doğallık dediniz çok bıçak sırtı bir durum. Doğal olayım derken sıradan ve banal de olabilirsiniz. Bu tıpkı mütevazılıkla kibirlik arasındaki ince hat gibi. Dengeyi çok iyi kurmak gerekiyor ve bu da sizin çok kendi içinizde tahlil edebileceğiniz bir durum ya da ayar değil. Önünüze bir elbise konuyor. Sorun bunun içine girip giremeyeceğiniz? En küçük bir tereddüt bile o işi doğal olmaktan çıkarır ve sıradan bir işe dönüştürür. O yüzden ben içimdeki o sesi dinlerim. Bu güne dek tereddüt yaşadığım hiçbir projeyi kabul etmedim. Çok hissederek ve yapabilirim diyerek kabul ettiklerim de bana o sizin de ifade ettiğiniz doğal oyunculuğu getirdi sanırım. Galiba bende doğal bir yetenek var.</p>
<p><strong>Cannes Film Festivali’nde ‘Altın Aslan’ı alan ‘Üç Maymun’daki rolünüz az konuşan ama çok oynayan bir roldü. Role nasıl hazırlandınız?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Çok prova yaptık. Hikayedeki Eyüp, her gün gazetelere yansımayan karakterlerden biri. Eyüp insanın başına gelmedikçe ne yapacağını bilemeyenleri temsil ediyor biraz. Her şeyin farkında, biliyor, görüyor, hissediyor ama karısını çok sevdiği için tüm olanları sineye çekiyor. Ne dövüyor, ne sövüyor, ne boşuyor, ne de öldürüyor. Bence Türkiye’de buna benzer çok olay yaşanıyor.<strong></strong></p>
<p><strong>Tiyatro oyunundan söz edelim biraz da. Oradaki alışveriş daha mı heyecan verici?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Tiyatro gerçekten çok farklı. ‘72. Koğuş’ için iki ay boyunca, günde altı-yedi saat çalıştık. Oyunda Kaptan’ı oynuyorum. Bir de Kerem Alışık’ın oynadığı Berbat diye bir karakter var. Onu oynamamı isteselerdi tereddüt edebilirdim. Ama kaptanı çok hissederek oynuyorum. Tiyatro sahnesi geri dönüşü olmayan bir yer. Her gün farklı bir seyirciye oynuyorsunuz. Elbette elinizdeki tekst üzerinden ilerliyorsunuz ama yine de bugün şurayı şöyle tonlayayım ya da oynayayım diyebilme şansınız var. Çok zevkli ve heyecan verici bir iş.</p>
<p><strong>Dramatik rollerin yanı sıra bir de komedide rol aldınız. ‘Eşref Saati’ adlı televizyon dizisindeki kabadayı rolü üzerinize iyi oturmuştu. Siz de keyif aldınız mı?</strong></p>
<p><strong>YB: </strong>‘Eşref Saati’, benim için çok özel bir projeydi. O rolde kendimi bulmuştum. Elazığ şivesiyle konuşuyordum, gerçi kendi sesim değildi ama settekiler ‘Keşke kendi sesinle oynasaydın’ dediler. Krize sığınıp diziyi bitirdiler.</p>
<p><strong>Hayalinizde rol almak istediğiniz bir proje var mı?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> İyi bir polisiyede oynamak isterim. Bugünün tabiriyle daha aksiyon bir iş olabilir. Bir de romantik komediyi denemek isterim. Neticede bugüne kadar oynadıklarımın dışında olması benim için kıstas.</p>
<p><strong>Müzikal kariyerinizin dönüm noktaları nelerdir?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> 1995’te çıkardığım ilk solo albüm ‘Sen Türkülerini Söyle’ ilk dönüm noktası diyebilirm. Solo albüme kadar olan süreci de şöyle özetleyebilirim. Annemle yaptığım üç-dört albüm var. Bu arada bine yakın sokak düğününde çaldım. Konservatuarda piyanoya başlamıştım ama okuldan atıldıktan sonra uzun bir süre çalmadım. Askere gittiğimde yeniden piyanoya ağırlık verdim. İlk solo albümün alt yapısını askerde attım diyebilirim. Çünkü 1,5 yıl boyunca nasıl bir müzik yapmak istediğimi düşündüm. İlerde yapacağım müziklerin altyapısını askerde attım. Döndükten sonra sanatçıların arkasında çalma dönemim başladı. 1988’de İzmir Fuarı’nda Nihat Aydın ile birlikte ‘Grup Umuda Ezgi’yi kurduk. Grup Yorum ve Grup Kızılırmak gibi devrimci müzik yapıyorduk. Politik şairlerin şiirlerine kendi bestelerimizi yapıp söylüyorduk. Şimdi anlıyorum, Türkiye’de faili meçhulların en yoğun yaşandığı dönemde biz devrimcilik yapıyormuşuz. Bizi de yok edebilirlerdi. Ankara’da sivil bir araç tarafından pek çok kez takip edildiğimi hatırlıyorum mesela. Grupla birlikte 1988-1995 yılları arasında epey konserler verdik. İzin verilmeyen konserlerimiz, gözaltılarımız ve ev baskınlarımız oldu. Sonra gruptan ayrıldım ve kendi albümümü çıkardım.<strong></strong></p>
<p><strong>Gruptan ayrılma kararı nasıl çıktı? Ayrılıkla beraber devrimci tavır da sona mı erdi?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> Her grubun bir hamalı oluyor, ben de bu işin hamallığını yapmaya başlamıştım. Mesela grupta besteyi siz yapıyorsunuz ama müzik dendiğinde grubun adı yazıyor. Bizim grubun böyle bir handikapı oldu. Bir de gruptakiler yaşamlarını devam ettirebilmek için konserlerle yetinmeyip barda müzik yapmaya başladılar. Politik müzik yapan bir grup barda müzik yapmamalı diye ayrıma düştüm ve kendi müziğimi yapma düşüncesiyle ayrıldım.</p>
<p><strong>İkinci dönüm noktası hangisi?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> 1999’da çıkardığım ‘Sitemdir’ adlı dördüncü albümle beraber müzikal kariyerimde yeni bir dönem başladı. Bu albüm o güne kadar yaptığım işlerden çok başka bir yer tutar. Çünkü hem kendi şarkılarım var hem de çok sesli çalışmalara yer vermiştim. Piyanist Mehveş Emeç’le bazı senfonik çalışmalarımız oldu, 120 kişilik Senfoni Orkestrası eşliğinde birlikte konserler verdik. Bunu televizyon, sinema ve tiyatrodaki farklı projeler takip etti.</p>
<p><strong>Peki annenizle birlikte sadece türkülerden oluşan bir albüm yapma planları var mı?</strong></p>
<p><strong>YB:</strong> İnşallah yapacağız. Annem dünden hazır zaten ama önce şiirlerinden oluşan kitabını bitirmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>ŞB:</strong> Daha önce ‘Şahsenem Bacı ve Oğlu’ olarak yaptığımız kasetlerin birinde, birlikte okuduğumuz ‘Kılavuzsuz Dost’ adlı bir türkü var, onu yeniden Yavuz’la birlikte okumak istiyorum. Bir de ‘Perişan’ı Yavuz’dan dinlemek istiyorum.</p>
<p><strong>YB:</strong> Onu Erkan Oğur ve İsmail Hakkı okuyacak.</p>
<p><strong>Sizin annenizde, anneninizin de sizde en hayranlık duyduğu özellik nedir</strong>?</p>
<p><strong>YB:</strong> Annemin hala köklerine duyduğu derin bağlılık ve zorluklar karşısındaki dirayetine hayranımdır. Gardını hiç düşürmez. Zaten öyle olmasaydı sıkıntılı dönemleri aşıp bugünlere gelemezdik herhalde.</p>
<p><strong>ŞB:</strong> Yavuz benim ilk göz ağrımdır. Türküleri yaşattığı ve bağlama çaldığı için onu çok seviyorum<strong>.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Taşradan gelen kızın sönen hayalleri</strong></span></p>
<p><strong></strong>Sene 1968’ler. Kurbani Kılıç’ın düzenlediği, İsmet İnönü’nün resmi konuk olarak katıldığı bir gece vardı yine. Hem semah dönüyoruz, hem folklör oynuyoruz hem de Halk Müziği söylüyoruz. Ben de ‘Yayla Güzeli’ seçildim o gece. İsmet Paşa’nın başıma tacımı koyarken resimlerim bile var. Bir de ‘Ela gözlüm, ben bu ilden gidersem’ adlı türküyü solo okudum. Muzaffer Sarısözen, türkünün ardından anneme ve babama, ‘bu kızı radyoya verin’ dedi. Bizimkiler istemedi. Bunun üzerine Sarısözen, ‘Ben bu kıza radyoda bu türküyü okutturacağım’ dedi. Radyoda ilk kez taşradan gelen bir kız, bu türküyü okuyordu. Müthiş bir yankı uyandırdı uyandırmasına ama beraberinde dışlanmayı getirdi.  Çevreden tanıdıklar anneme babama, ‘Bu kızın radyoda ne işi var?’ diye sormaya başladı. O zamanlar sanatçılara hor bakılıyordu. İkinci sınıf bir insan gibi görülüyordu sanatçı takımı. Sonra ne radyo oldu ne de başka bir fırsat doğdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Aşıklık geleneğinin devamı arz-talep meselesi</strong></span></p>
<p><strong>Yavuz Bingöl:</strong> Aşıklık geleneğinin devam etmesi bir arz-talep meselesi. Ben bunu kendi içimde yaşatıyorum ama bunu topluma sevdirmek başka bir çaba gerektiriyor. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Televizyonda reyting almayan programı, o iş için geride 70 kişinin emeğinin olduğunu göz ardı edip arz-talep meselesi diyerek hemen kaldırıyorlar ya buna benziyor. Ozanlar Derneği’nin İstanbul, Ankara ve yurdun çeşitli şehirlerinde şubeleri vardı bir zamanlar, teker teker kapandı hepsi. Aşıkların üye olduğu bir iki dernek kaldı kala kala. Bunları yaşatabilmek için ne yazık ki bize düşen ya yardım konserlerine gitmek ya da bağış yapmak oluyor.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/mesam-14-haber-qxd-3/' title='MESAM 14 HABER.qxd'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/kapak33-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="MESAM 14 HABER.qxd" title="MESAM 14 HABER.qxd" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/sayfa1-89/' title='sayfa1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa143-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa1" title="sayfa1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/sayfa2-87/' title='sayfa2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa243-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa2" title="sayfa2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/sayfa3-18/' title='sayfa3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa311-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa3" title="sayfa3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/sayfa4-5/' title='sayfa4'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa41-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa4" title="sayfa4" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6342/' title='DSC_6342'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6342-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6342" title="DSC_6342" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6322/' title='DSC_6322'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6322-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6322" title="DSC_6322" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6305/' title='DSC_6305'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6305-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6305" title="DSC_6305" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6289/' title='DSC_6289'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6289-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6289" title="DSC_6289" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6267/' title='DSC_6267'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6267-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6267" title="DSC_6267" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6253/' title='DSC_6253'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6253-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6253" title="DSC_6253" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/dsc_6250/' title='DSC_6250'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSC_6250-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSC_6250" title="DSC_6250" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/yb-afis/' title='YB afis'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/YB-afis-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YB afis" title="YB afis" /></a>

<p><em><strong>Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl&#8217;le yapılan bu söyleşi, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 14. sayısında (Ocak 2010) yer aldı. Türkşan Karatekin tarafından yapılan söyleşinin fotoğraflarını Cihan Aldık çekti. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/seref-tasliova-asiklik-gelenegi-dede-korkuta-dayanir/" title="Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır">Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/olcuye-gelmeyen-ciglik-muharrem-ertas/" title="Ölçüye gelmeyen çığlık: Muharrem Ertaş">Ölçüye gelmeyen çığlık: Muharrem Ertaş</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/" title="İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum">İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/" title="Yıldız Tilbe: Aşıksam ve ilham gelmişse döktürüveriyorum">Yıldız Tilbe: Aşıksam ve ilham gelmişse döktürüveriyorum</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/" title="Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu">Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O ağacın altını, bilmem anıyor musunuz?</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 13:39:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[ajda pekkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Belgin Doruk]]></category>
		<category><![CDATA[Çolpan İlhan]]></category>
		<category><![CDATA[Esin Engin]]></category>
		<category><![CDATA[Faize Sevim]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Girik]]></category>
		<category><![CDATA[Filiz Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Güzin Özipek]]></category>
		<category><![CDATA[Hilton]]></category>
		<category><![CDATA[Hoş geldin yeni yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Koçyiğit]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Taygun]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Nasıl Oynanmalı?]]></category>
		<category><![CDATA[Sadri Alışık]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Alkor]]></category>
		<category><![CDATA[Ses dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Sevda Ferdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tamer Yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[Türkan Şoray]]></category>
		<category><![CDATA[Vakko]]></category>
		<category><![CDATA[Vasıf Öngören]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Müren]]></category>
		<category><![CDATA[Zuhal Yorgancıoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7229</guid>
		<description><![CDATA[Yılbaşı gecesini bütün üzüntüleri unutturacak bir neşeyle geçirmek için günlerce önceden planlar yapılırdı eskiden. Yılbaşı ağacının önünde dergilere kapak olacak pozlar verirdi ünlüler. Kimin, nerede, nasıl eğlendiği, ne yediği ne giydiği merak konusu olurdu. 2009’dan 2010’a geçerken, hele hele krizi de yaşarken eski çamlar bardak oldu. Süsü-hediyesi gitmiş, kiri-çöpü kalmış; üstelik “yeşil”i de gitmiş bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Yılbaşı gecesini bütün üzüntüleri unutturacak bir neşeyle geçirmek için günlerce önceden planlar yapılırdı eskiden. Yılbaşı ağacının önünde dergilere kapak olacak pozlar verirdi ünlüler. Kimin, nerede, nasıl eğlendiği, ne yediği ne giydiği merak konusu olurdu. 2009’dan 2010’a geçerken, hele hele krizi de yaşarken eski çamlar bardak oldu. Süsü-hediyesi gitmiş, kiri-çöpü kalmış; üstelik “yeşil”i de gitmiş bir çam ağacı kaldı elimizde</p></blockquote>
<p>1950’lerde bizi yönetenlerin en büyük düşü, “her mahalleye bir milyoner” dikmekti. 1990 ve 2000’lerin yöneticileri ise daha da cesurdu. Onlar, boydan boya milyonerlerden oluşan mahalleler yaratma niyetiyle çıktılar yola. İlk hedefleri buydu. Sonraki hedef ise, cepteki bu milyonların tamamını almak, bununla yetinmeyip (taksitli-taksitsiz kredi kartları, banka kredileri, eşten dosttan alınacak borç v.b. imkanlarla) elimize geçirebileceğimiz muhtemel paraları da sokağa saçmamızı sağlamaktı. Kolay da becerdiler. Neredeyse her şeyin eksiği duyularak, hissedilerek geçirilmişti.</p>
<p><strong>“Elbet bir gün lazım olur”</strong></p>
<p>1950-90 arası, bizim de içine dalabileceğimiz çapta başlatılmış ithalat furyasının bir kenarına tutunmak, hepimize çok cazip gelmişti. Evimizi binbir çeşit ıvır zıvırla (tabak, çanak, bardak, çerçeve, biblo, ayna, yani aklınıza ne gelir, hatta ne gelmezse) doldurmaya başladık. Üstümüzü başımızı da komple yeniledik. Adidas ya da muadili bir markayla ayaklarımızı sağlama aldık ve devam ettik.</p>
<p>Herkes duramaz olmuştu. Vasıf Öngören’in “Oyun Nasıl Oynanmalı?” adlı emsalsiz oyunundaki Güzin Özipek gibiydik; satın almadan duramıyorduk: Yine çarşı-pazardan dönen Güzin Özipek, bu sefer ne satın aldığını soran kızına (Meral Taygun’a) “ampermetre” diye cevap veriyor ve “Neyimize yarayacak ki?” hamlesini de, büyük bir rahatlık ve kolaylıkla, “Elbet bir gün lazım olur,” diyerek savuşturuyordu.</p>
<p><strong>İflah olmaz bir delilik</strong></p>
<p>90’larla birlikte hepimiz böyle olduk. İşimize yarasın yaramasın her şeyi satın alıyorduk artık. Hiç kullanılmayacak yemek masası aksesuvarları (peçetelikler, yumurtalıklar, servis altlıkları), yüz yaşına ersek bile bize yetip de artacak kadar bardak-tabak ve ampermetre gibi aletler olmasa da, ne olduklarını, nasıl çalıştıracağımızı bilemediğimiz onlarca şey. Sepetlerimizi doldurmak, kasada bunları tek tek indirip sonra da torbalara doldurmak, kendimiziden geçiriyordu bizi; her şeye hasrettik ya, tadını çıkarıyorduk biz de.</p>
<p>Hala da öyleyiz; krize, beş parasızlığımıza rağmen, hala öyleyiz. İflah olmaz, bir “delilik” durumu işte.</p>
<p><strong>Ağaçlardan çam, süslerden her şey</strong></p>
<p>Bizi yönetenlerin alt niyetlerinden biri de, “her eve bir çam ağacı” dikmekti&#8230; Yeni yıla en az bir ay kala kuracağımız, renk renk toplarla süsleyeceğimiz, karşısına geçip mutlu mutlu iç çekeceğimiz çam ağaçlarına da o saniye açtık kapılarımızı. Elimize geçen her şeyi ağacın dallarına asıyor, hediyeleri erkenden paketleyip dibine bırakıyorduk. O mucizevi saat gelip de ailecek kağıtları parça parça ederek “Hayatımın hediyesi bu, çok teşekkürler!” diye çığlıklar atalım diye paketleri dizmekteydik ağacın etrafına. Ne mutluydu bize; bir zamanlar, ancak Türkan Şoray ya da Filiz Akın’ın önünde poz verdiği “o ağacın altı”nı iç geçirerek anmak zorunda kalmıyor, bizzat kendimize bir ağaç altı yaratmış oluyorduk. Pencerelerimizden teslim bayrağını çekmek zorunda kalana kadar böyle yaptık<strong>.</strong></p>
<p><strong>Unutulmaz Yılbaşı ağacı pozları </strong></p>
<p>Ne olduklarını bilmediğimiz için pek de yokluklarını hissetmediğimiz bir ton şey vardı 60 ve 70’li yıllarda, çam ağacı da bunlardan biriydi işte. Yokluğunu hissetmememiz, onu gördüğümüzde büyülenmememiz anlamına gelmiyordu ama.</p>
<p>Başka bir dolu şeyle birlikte, bu da bir ihtişam unsuruydu bizim için. Parası pulu olanların edineceği, önüne geçip poz vereceklerdi bir şeydi bu da. Dergiler gazeteler de bunu böyle biliyor ve iştahımızı kabartmak, hayallerimizi süslemek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyorlardı. Yeni bir yıla giriliyor demek, bu ağacın önüne, en şık kıyafetleriyle ‘star’ları dikmek demekti çoğu kere. Tüllerin, otrişlerin, kürklerin de kareye girmesi için azami gayretin harcandığı fotoğraflar süslerdi her yanı, özellikle renkli fotoğraf basabilme gibi bir lükse sahip olan dergilerin kapaklarını. Şu çağda; renkli bir fotoğrafın, bir posterin, bir takvimin ayaklarımızı yerden kesebiliyor olduğunu kimseye anlatabilmek mümkün değil ama öyleydi işte&#8230;</p>
<p>Ses dergisinin, 61 yılını bitirip 62 yılına girmek üzere olduğumuz günlerine denk gelen ilk sayısını kapışmış ve kapakta, omuzuna yalnızca beyaz bir kürk etol alarak dikilip duran (adı her neyse) kadını anında duvarlarımıza mıhlamıştık. Bir yıl kadar dururdu duvarımıza astığımız fotoğraf, dalıp gideceğimiz bir yenisi gelene kadar duvarımızda öylece dururdu.</p>
<p><strong>Kim, nerede, ne yapmış?</strong></p>
<p>Yeni yılın gelişi, yalnızca yeni bir fotoğraf-poz-poster demek değildi. Lüks içinde yaşamakta olan “sevdiğimiz artisler”in, 31 Aralık’ı, 1 Ocak’a bağlayan o olağanüstü gecede ne yaptıklarını, nereye gittiklerini, ne yiyip ne içtiklerini öğrenme fırsatı da bulmaktaydık&#8230; Dergiler, gazeteler, gözümüzün önüne dahi getirme imkanı bulamadığımız yemeklerden söz etmekte, filancanın bu yemeği hepimize tavsiye ettiğini eklemekteydi. Portakal, elma, armut gibi “tatlı” şeylerin, hindi, tavuk, pilav gibi “tuzlu” yiyeceklerle birlikte nasıl pişirilebildiğini hiç anlamaz; somon, jöle gibi diğer yiyecekleri ise “züppe”lik kabul eder geçerdik. Bunlarla karın doyar mıydı ki, şöyle (üç-beş yıl üst üste tekrarlandığı için artık bizim de yiyebileceğimize inandığımız) bir bademli hindi olacaktı ki masamızda, bizi tutabilene aşk olsundu. Bu kadar badem de yeterdi bize. İster onlar yapsın, ister Hilton’un aşçılarına yaptırsınlar, altı badem ezmeli, üstü jöleli pastaları artistlerimiz yesindi artık&#8230;</p>
<p><strong>O güzel günler için</strong></p>
<p>Çoğu Hilton’da girerdi yeni yıla. Çam ağaçlarının önlerinde durup pozlarını vermiş, bir cam kürenin önünde durup fallarımıza bakmış, yeni yılın hepimize sağlık ve mutluluk getireceğini görmüş, iyi dileklerini sunmuşlardı ya, iş kendilerinin eğlenmesine gelmişti ve önlerinde sabahlara kadar sürecek uzun bir gece vardı&#8230; Bu gece başkaydı, tadını çıkartmak gerekirdi. İşe giyinmekle başlayacaklardı. Kadın ‘star’larımız, Faize Sevim ya da Zuhal Yorgancıoğlu’na özel kostümler diktirmiş olurlardı. Erkekler ise çoğunlukla Vakko çekmekteydiler üstlerine. Zeki Müren, kendi giyeceklerini kendisi tasarlayanlardandı. Her yıl için özel bir kıyafet çizmekten hiç üşenmezdi. “Her yeni yıl insanları bir yaş daha ihtiyarlatır. Belki de bundan olacak ki, insanlar, Yılbaşı gecesini bütün üzüntüleri unutturacak bir neşeyle geçirmek için günlerce önceden planlar yaparlar, yakınlarına alacakları hediyeleri peylerler” demekteydi şarkılar, antenler, renk renk sinemalar&#8230; “Filiz Akın, oğlu ile eşine; Belgin Doruk, eşi, kızı ve oğluna; Ajda Pekkan, annesine, Semiramis’e ve çok yakın bir erkek arkadaşına; Sevda Ferdağ ablasına; Türkan Şoray Meloş, Nazan ve Rüçhan’a; Fatma Girik, Memduh’a ve ablası Müyesser’e; Hülya Koçyiğit, Selim, Gülşah, Feryal, Nilüfer ve annesine; Sadri Alışık, Çolpan ve Kerem’e” hediye almıştı ama ne olduklarını “bütün ısrarlara rağmen” söylemiyorlardı, sürpriz olsun istemekteydiler. Belki haklıydılar ama biz bozulurduk. Şöyle tadını çıkara çıkara sayıp dökmek, iştahımızı kabartmak varken, sürpriz de ne demekti şimdi&#8230; Bakın Selda Alkor paşa paşa söylemiş ve ağzımızı üç karış açık bırakmıştı: “Kendime bir hediye aldım” diyordu Selda Alkor, “Şişli’de bir apartman&#8230;” Ahh elbette Şişli&#8230; Bunların hepsi orada oturuyor gibiydi.</p>
<p><strong>Bilmem ağlıyor musunuz?</strong></p>
<p>Hediyeleri, belki daha sokağa çıkmadan evdelerken vereceklerdi birbirlerine, belki de yanlarında taşıyacak, gittikleri yerde, saat tam on ikiyi vurduğunda gözleri parlayarak takdim edeceklerdi. Muhtemelen bir kısmı öyle, bir kısmı da böyle yapardı. Belgin Doruk, hediyelerini evde verecekti herhalde. Yılbaşını genellikle evde geçirmeyi severdi sanatçı ve aşağı yukarı her yıl Ayhan Işık ve eşini de ağırlardı evinde. Diğer yakın dostları Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ı ise eve tıkmak konusunda o kadar kolay kandıramıyordu. Onlar “bir ara uğrayacaklarını” söylüyor ve eğlence yerlerini “turluyordu”&#8230; Gazetecilerin “Yeni yılda nereye gideceksiniz?” sorusunu, Filiz Akın, neredeyse her yıl “Türker bilir” diye cevaplamaktaydı. Kimimiz, şu şöhretine rağmen eşine saygıda kusur etmeyen sanatçıyı daha bir bağrına basardı. Aynı soruyu, Tamer Yiğit, aklına estiği gibi cevaplardı. Kimi yıllar, ağzımızın sularını akıtacak mekanlar sıralardı, kimi zaman da “Benim için yılbaşı gecesinin diğer gecelerden bir farkı yok, ya erken yatar uyurum ya da bir sinemaya giderim” derdi. Bu ikinci cevap bize hiç anlamlı görünmez ama bizde, “demek bizim gibi de geçirebiliyorlar şu geceyi” duygusu uyandırıp içten içe sevindirirdi&#8230;</p>
<p><strong>Hoş geldin yeni yıl</strong></p>
<p>Tamer Yiğit gibi olanlar azdı ama. Herkes için “vur patlasın çal oynasın” fırsatıydı bu gece. Çalışanlar için bile. Mesela Ajda Pekkan, genellikle sahnede olurdu o saatlerde ama “Gazinodaki seansım bittikten sonra her halde bir lokale gidip eğleneceğim” diye eklemeyi hiç ihmal etmezdi. “Lokal” dediğinizden de bol bir şey yoktu. Hilton favori mekanlarıydı ama, bir tek orası değildi popüler olan. Yeşilköy’deki Çınar Oteli, Yeşilyurt’taki Klöb Mini, Yeniköy’deki Boğaziçi Gazinosu, Bomonti’deki Klöb X, Harbiye’deki Kervansaray, Elmadağ’daki Oriental ve Parizyen de, şu yıl ya da bu yıl, artistlerimizin akınına uğrayan mekanlardı. Her yıl, (özellikle yeni açılanların arasından) üç-beş yer biraz daha öne çıkıyor ve Sadri Alışık-Çolpan İlhan çifti gibi, yılbaşı gecesini eve kapanarak geçirmekten nefret eden ünlülerin akınına uğruyordu. Yiyor, içiyor, saatin vurmasına on saniye kala “dokuz, sekiz, yedi&#8230;” diye bir ağızdan bağırıyor, şampanyalar patlatılıyor, sabaha karşı yorgun argın evlere dönülüyordu.</p>
<p><strong>Nerede o eski Yılbaşılar</strong></p>
<p>Bütün bunları, biz, aşağı yukarı bir hafta sonra öğrenmiş oluyorduk. Haberler, fotoğraflar, görüntüler henüz şimdiki gibi son sürat akmıyordu. Onlar bütün bunları yapmaktayken, biz, Esin Engin’in hepimiz için bestelediği “Hoş geldin yeni yıl, hoş geldin yeni yıl, neşe getirdin bize” şarkısını mırıldanıyor ve bir gün bize de çok gösterişli Yılbaşı kutlamalarının kısmet olacağını hayal ediyorduk.</p>
<p>Olmadı değil, oldu da. Ağacın altında kalma pahasına oldu. Yıllar sonra, bu günlerimizi yad ederken “o ağacın altını” hatırlamak isteyenimiz çıkar mı bilmem. Hele hele 2009’dan 2010’a geçerken, hele hele “kriz”in babasını da görmüş olduktan sonra. Yazık edildi bize.</p>
<p>O ağacın altı, anılır bir şey değil sonuçta; süsü-hediyesi gitmiş, kiri-çöpü kalmış; artık “yeşil” de değil üstelik.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/mesam-14-haber-qxd-2/' title='MESAM 14 HABER.qxd'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/kapak32-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="MESAM 14 HABER.qxd" title="MESAM 14 HABER.qxd" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/sayfa1-88/' title='sayfa1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa142-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa1" title="sayfa1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/sayfa2-86/' title='sayfa2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/sayfa242-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="sayfa2" title="sayfa2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi100002/' title='Yilbasi100002'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi100002-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi100002" title="Yilbasi100002" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi100001/' title='Yilbasi100001'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi100001-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi100001" title="Yilbasi100001" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi09/' title='Yilbasi09'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi09-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi09" title="Yilbasi09" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi08/' title='Yilbasi08'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi08-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi08" title="Yilbasi08" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi07/' title='Yilbasi07'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi07-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi07" title="Yilbasi07" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi06/' title='Yilbasi06'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi06-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi06" title="Yilbasi06" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi05/' title='Yilbasi05'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi05-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi05" title="Yilbasi05" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi04/' title='Yilbasi04'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi04-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi04" title="Yilbasi04" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/yilbasi03/' title='Yilbasi03'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Yilbasi03-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Yilbasi03" title="Yilbasi03" /></a>

<p><em><strong><em><strong>Naim Dilmener tarafından kaleme alınan bu yazı</strong></em>, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 14. sayısında (Ocak 2010) yer aldı. </strong></em></strong></em></strong></em><em><strong><em><strong><em><strong>Yazıda kullanılan görseller, Naim Dilmener&#8217;in arşivinden edinildi. <em><strong><em><strong>Sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/sezen-cumhur-onal-popta-bir-muzik-sovalyesi/" title="Sezen Cumhur Önal: Popta bir müzik şövalyesi">Sezen Cumhur Önal: Popta bir müzik şövalyesi</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/ajda-pekkanin-siyah-beyaz-portresi/" title="Ajda Pekkan&#8217;ın siyah beyaz portresi">Ajda Pekkan&#8217;ın siyah beyaz portresi</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/" title="Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu">Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/adim-kadin-kadinim-hukmum-yoktur/" title="Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur">Adım kadın, kadınım hükmüm yoktur</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/selmi-andak-sanata-adanan-bir-omur/" title="Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür">Selmi Andak: Sanata adanan bir ömür</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/o-agacin-altini-bilmem-aniyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyaya bakmanın en insancıl yolu: Mevlana ve Tasavvuf</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 13:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[Bali gamelan]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Etnomüzikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hong Kong Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MESAM]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana Yılı]]></category>
		<category><![CDATA[mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlevi müziği]]></category>
		<category><![CDATA[rebab]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sembolizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[Victor A. Vicente]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7216</guid>
		<description><![CDATA[Hong Kong Üniversitesi’nde müzik profesörü olarak görev yapan Victor A. Vicente Mevlana müziğini ele aldığı araştırma tezi sonrasında başladığı içsel yolculuğu, yaşadığı ilginç deneyimleri ve yabancı kültürden gelen biri olarak Mevlana’nın onda yarattığı dünyayı MESAM Vizyon okurları için kaleme aldı. 2002 yazında Anadolu’ya yaptığım ilk ziyaretten beri Türk müziği ve kültürü öğrencisiyim. Etnomüzikoloji dalında doktora [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Hong Kong Üniversitesi’nde müzik profesörü olarak görev yapan Victor A. Vicente Mevlana müziğini ele aldığı araştırma tezi sonrasında başladığı içsel yolculuğu, yaşadığı ilginç deneyimleri ve yabancı kültürden gelen biri olarak Mevlana’nın onda yarattığı dünyayı MESAM Vizyon okurları için kaleme aldı.</p></blockquote>
<p>2002 yazında Anadolu’ya yaptığım ilk ziyaretten beri Türk müziği ve kültürü öğrencisiyim. Etnomüzikoloji dalında doktora yaptığım için buraya bir tez konusu bulmaya, aynı zamanda bir çeşit bilgelik ve ilham arayışı sebebiyle geldim. Türkiye’de geçirdiğim süre boyunca Bursa’da oryantal müziği, Şanlıurfa’da halk müziğini, Antalya’da Türkçe tekno müziği ve Türkiye’nin her yerinde ezan sesini dinledim. Tüm bunlar dışarıdan araştırmacılar tarafından ilgi gören ve gerçekten ciddi araştırmayı hak eden başlıklar. Ancak çok kısa sürede anladım ki ben “tasavvuf müziği” üzerine çalışmalı ve onun hakkında yazmalıydım.</p>
<p><strong>Tasavvuftaki sembolizm </strong></p>
<p>Tasavvufla ilk karşılaşmam Türkiye’ye olan gezimden birkaç yıl öncesine, bir seminerde izlediğim Mevlevi Semazenlerin döndükleri, Mevlana ve Hafız hakkında bir şiiri tanıttıkları bir videoya uzanıyor. Şiirdeki sembolik anlamların farklı katmanları ve bu katmanların hala orijinal Farsi’nin çevirisinde bile bulunuyor olması merakımı uyandırmıştı. Müziğin ve sema seremonisinin sahip olduğu o sonsuz katmandaki sembolizmi beni derinden etkiledi. Dikkatimi, sayılar ya da şekiller gibi kendini günlük yaşamda gösteren muazzam sayıdaki sembollere yönelttim. Hatta duruma göre giyinmeye, günün spesifik özelliklerine göre belli renkler ya da stiller tercih etmeye başladım. Müziği icra ettiğimde ise enstrümanın ve çalış şeklimin kültürün baskın olan felsefesini nasıl yansıttığını anlamaya çalıştım. Hem Bali gamelan (Endonezya&#8217;nın Bali ve Cava adalarına özgü, vurmalı çalgılardan oluşan orkestra) hem de Avrupa Rönesans müziği çalıyordum.</p>
<p><strong>İnsanınızın sınırsız cömertliği</strong></p>
<p>Mevlana’nın öğretisi tamamen açık, davet edici ve her şeyi içine alıyor. Üstelik ben bunun içinde inanılmaz bir rezonans buluyorum. Bir Katolik olmama rağmen her zaman çok sayıda kutsal yol olduğunu biliyor ve bu gerçeğe saygı duyuyorum. Mevlana’da, hayatımı nasıl yaşamaya çalıştığımın ve insanlarla etkileşimde bulunduğumun hem kişisel hem de müzikal olarak şiirsel bir anlatımını buldum. Aslen Mevlana tarafından söylenmemiş olmasına rağmen “Gel, gel, ne olursan” dizeleri, her ne kadar günümüzde basmakalıp bir hale gelmiş olsa da, onun felsefesini en iyi özetleyen ve dünyaya bakmanın oldukça hümanistik bir yolu olarak kalan dizelerdir. Tezimi formüle etmekle mücadele ederken, Türk insanının sınırsız cömertliği ve misafirperverliğinin Mevlana’nın en temel mesajını ne kadar derinden içerdiğini görerek hayret ettim. Yıllar sonra fark ettim ki aslında bu durum beni Mevlana müziğinin Türk kültürü üzerindeki etkisi, gücü ve varlığı hakkında yazmaya sevk etmişti.</p>
<p><strong>Mevlana’nın daveti</strong></p>
<p>Türkiye’deki kısa gezimden sonra Amerika’ya tamamen enerji dolmuş olarak döndüm. Biraz Türkçe öğrenmiş, Türk kültürü hakkında çok fazla okumuş ve sürekli Türkçe müzik dinlemiştim. İki yıl sonra kendimi seyahatime devam etmeye ve daha çok alan çalışması yapmaya hazır hissettim. Araştırmamı Konya’da yani Mevlana’nın ve tasavvuf müziğinin ruhani merkezinde yaptım. Devamlı vazgeçirilmeye çalışıldım, insanlar bana böyle dinsel bir konuyu (en azından bu konu için) böyle laik bir ülkede çalışmamamı önerdiler. Benim yapmak istediğim şekildeki bir çalışma “araştırma olarak kabul edilmez” olduğu için araştırma vizem bile garanti değildi. Yine de Mevlana’nın daveti beni çağırıyordu ve ben de “araştırma olmayan araştırmamı” 2004-2005’te, bir yıldan fazla bir sürede turist vizesiyle yaptığım geziler sonrasında tamamladım.</p>
<p><strong>Dilbilimsel incelik</strong></p>
<p>Çalışmalarıma başlayınca bir tuhaflık fark ettim ve bu, çalışmamı önemli ölçüde tekrar formülize etmeme neden oldu. Çalışmak üzere Türkiye’ye geldiğim konu, batıda genel olarak “Mevlevi müzik” olarak biliniyordu. Ancak burada konuştuğum herkes benim Türkçemi düzeltircesine “Mevlana müziği” dediler. Bu başlangıçta biraz kafamı karıştırdı çünkü Mevlana bugüne ulaşabilen hiçbir müzik bestelememişti. Yavaş yavaş anladım ki insanların yaptıkları aslında bilinçsizce neyin önemli algılandığını açıklıyordu. Bütün müzik sistemi yalnızca sınıflandırılmamıştı ayrıca özel bir dini figürle bağlantılı olarak düşünülüp duyulmuştu. Buna karşın batıda buna paralel gelebilecek bir örnek yoktu, mesela “İsa müziği” gibi bir olgu batı dünyasında bulunmuyordu. En çok bu dilbilimsel incelik Mevlana’nın Türk kültürü üzerindeki etkisini layıkıyla takdir edebilmeme yardım etti.</p>
<p><strong>Dinsel estetik sistemi</strong></p>
<p>Böylece, ben de odağımı Mevlevi müzikten Mevlana için yapılan müziğe kaydırdım ve bir bağlılık göstergesi olarak bu müziğin bestelenmesi, icra edilmesi ve dinlenmesi üzerine çalışmaya başladım. Bazı insanlar için bu müziği dinlemek Mevlana’yı onurlandırmak ve Allah’a ibadet etmek anlamına geliyor. Bu çizgide inanan, Mevlana ve Mevlevilerle bağlantılı çok daha geniş bir semboller sisteminin parçası oluyor. Müziği ve bu müziğin içeriğini yorumlama yeteneği de çok daha kendiliğinden ortaya çıkıyor.</p>
<p>Mevlana’nın yazılarını tekrar okuduğumda, kayıtlarımı yeniden gözden geçirdiğimde ve bilgi veren kişilerin deneyimleri üzerine çalıştığımda gördüm ki seyahat etmek atıfta bulunulan en güçlü semboldü. İnsanlar, Afganistan’dan (aslında son araştırmalara göre Tacikistan da denebilir) göç etmiş olan Mevlana gibi,  Türkiye’nin dört bir yanından ve yurtdışından Konya’ya seyahat eder, orada semah ve tasavvufla ruhani bir yolculuğa çıkarlar. Teorisyenler bu ritüele ‘yolu takip etme’ ya da ‘seyir’ derler. Kısacası bu; uyumlu, ikna edici ve ruhani olarak güçlü bütün bir müzikal ve dinsel estetik sistemidir.</p>
<p><strong>Araştırmanın üçüncü boyutu</strong></p>
<p>Doğrudan temas halinde bulunduğum tüm müzisyenler, semazenler, Mevlana ziyaretçileri, turistler, laiklik taraftarları gibi insanlarla olan etkileşimim, araştırma tezimde müzik ve müzikal estetik yoluyla ibadet etmenin yanı sıra üçüncü bir boyut oluşturdu. Bir müzik antropologu olarak son zamanlarda olduğu şekliyle müzikal geleneği belgeleme konusunda çok hevesliydim, özellikle de bir nesildir böyle detaylı bir etnografik çalışma yazıya geçirilmediği için. Bazı insanlar bana Mevlevi müziğin artık Tasavvuf içermediğini ve sadece turistlere gösteri amacıyla yapıldığını söyledi ne var ki aslında şimdilerde turistik değeri yüzünden zenginleşmiş olsa da birçok turist (yerli ya da yabancı) bu müziği dinlerken çok derin bir dinsel deneyim yaşıyorlar.<strong></strong></p>
<p><strong>Mevlana ney değil, rebab çalıyordu</strong></p>
<p>Odağımı Mevlevi müzikten uzaklaştırmak ve yaşayan bir uygulamayla ilgilenmek ayrıca benim Mevlana müziğinin sadece klasik ya da tarihsel Mevlevi tarikatının ayin-i şerifleri ile sınırlanmadığını duymama da yardımcı oldu. Türkiye’de ve dünyadaki birçok insan Mevlana’yı folklordan popüler müziklere hatta Türkçe olmayan müzikal deyişlere kadar çok farklı çeşitte müzikal formlarla kutluyor (anıyor). Aslında Mevlana’nın düşüncesi ve şiirleri oratoryolardan operalara rock şarkılarından tekno danslara kadar birçok şeye ilham vermiştir. Bazıları sonradan ortaya çıkan stili kabul etmekte zorlandılar, bunu yaratanların niyetlerini ve motivasyonlarını sorguladılar. Ama bu birçok insanın bunların içinde ruhsal bir değer bulduğu gerçeğini değiştirmez. Şüphesiz Mevlana’nın ömrü Osmanlı’nın klasik Mevlevi stilini görmeye yetmedi. Biz her ne kadar kendisini neyle ilişkilendirsek de tarihi dokümanlar gösteriyor ki Mevlana aslında rebab (Yayla çalınan uzun saplı bir saz) çalıyordu. Kapalı kulaklarla dinlemek ne Mevlana’nın öğretisinin ruhunu korumaya ne de Mevlana’nın dünya çapında sevildiğini hatırlamaya yararlı olur.</p>
<p><strong>Saygı ve takdir görüyor       </strong></p>
<p>Tezimi bitirdiğim için Mevlana müziği konusunda Kuzey Amerika, Avrupa, Afrika ve şimdi öğretmenlik yaptığım Hong Kong gibi dünyanın birçok yerinde konuşma yaptım. Gittiğim her yerde gördüm ki Mevlana ve onun müziğiyle yaşayan kalıcı mirası çok derin bir saygı ve takdir görüyor. Burada Hong Kong’da, tıpkı benim hayatımı zenginleştirdiği gibi birçok insanın hayatını zenginleştirmeye devam ediyor. Türkiye’de takipçilerinden öğrendiğim onun öğretileri ve dersleri, duyduğum, çaldığım ve çalıştığım müziği şekillendirdi. Dünyadaki diğer birçoklarıyla birlikte, Mevlana bana anlayış yolculuğumda rehberlik ediyor ve anlam arayışımda daha derinlere inme ilhamı veriyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #666699;"><strong>Mevlana Yılından kimin haberi oldu?</strong></span></span></p>
<p><strong></strong>UNESCO tarafından 2007 yılı bütün dünyada ‘Mevlana Yılı’ olarak ilan edildi. Gerçi ne Kültür Bakanlığı ne medya ne de özel sektör Mevlana’yı hakkını vererek dünyaya tanıtacak kapsamlı, anlamlı ve yaygın kutlamalar gerçekleştiremedi. Bir Mevlana filmi bile çekilmedi. Mevlana gibi bir halk ozanı ve duygu insanını dünyaya anlatmak öyle birkaç etkinlik, seminer, konser ve sema gösterisiyle olacak iş de değil zaten.</p>
<p>Her yıl 2-9 Aralık tarihlerinde kutlanan Mevlana Haftası kutlamaları kapsamında Konya’da Mevlana’yı anma törenleri yapılır. Düğün günü, vuslat günü anlamlarına gelen Şeb-i Aruz, anma törenlerinin halk dilinde bilinen diğer adıdır. Yurdun ve dünyanın dört bir yanından gelenler, Mevlevi yolunun öncüsü Mevlana’yı ziyaret ederler.</p>
<p><em><strong>Victor A. Vicente kimdir?</strong></em></p>
<p>Hong Kong Çin Üniversitesi (Chinese University of Hong Kong) de Asistan Müzik Profesörü olan Victor A. Vicente, MM (müzikte yüksek lisans) derecesini tarihsel müzikoloji alanında, MA (yüksek lisans) ve Ph.D (doktora) derecelerini etnomüzikoloji alanında Maryland Üniversitesi’nden aldı. Portekiz ve Portekizce konuşan ülke müzikleri yanı sıra Türkiye ve Orta Doğu müzikal kültürleri konusunda da uzmanlaştı. Son çalışması, Sufi İslam müziğinin içindeki hareket konseptleri ve Türkçe pop müziğindeki doğu – batı gerilimi üzerinedir. Diğer araştırmaları ve ilgi alanları Rönesans çok sesliliği, Endonezya gamelanı ve Hint film müzikleridir.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/mesam-14-haber-qxd/' title='MESAM 14 HABER.qxd'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/kapak31-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="MESAM 14 HABER.qxd" title="MESAM 14 HABER.qxd" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/sayfa1-87/' title='SAYFA1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/SAYFA117-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA1" title="SAYFA1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/sayfa2-85/' title='SAYFA2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/SAYFA217-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="SAYFA2" title="SAYFA2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/mevlana1/' title='mevlana1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/mevlana1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="mevlana1" title="mevlana1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/dscf4904/' title='DSCF4904'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/DSCF4904-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="DSCF4904" title="DSCF4904" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/mevlanazemin2/' title='mevlanazemin2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/mevlanazemin2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="mevlanazemin2" title="mevlanazemin2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/3104543062_9307fcda7f_b/' title='3104543062_9307fcda7f_b'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/3104543062_9307fcda7f_b-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="3104543062_9307fcda7f_b" title="3104543062_9307fcda7f_b" /></a>

<p><em><strong>Mevlana müziğine ilişkin bu yazı, <em><strong><em><strong><em><strong>Tetra İletişim tarafından, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) için üretilen &#8220;Mesam Vizyon&#8221; dergisinin 14. sayısında (Ocak 2010) yer aldı. Victor A. Vicente</strong></em></strong></em></strong></em> tarafından kaleme alınan bu yazı, Elif Gamze Arslan tarafından Türkçeye çevrildi. Victor A. Vicente&#8217;nin fotoğrafları Cihan Aldık tarafından çekildi. Semazen fotoğraflarıysa Yelda Baler&#8217;e ait.  <em><strong><em><strong>Konunun sayfa tasarımı ve uygulaması Didem İncesağır tarafından yapıldı.</strong></em></strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/seref-tasliova-asiklik-gelenegi-dede-korkuta-dayanir/" title="Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır">Şeref Taşlıova: Aşıklık geleneği Dede Korkut’a dayanır</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yildiz-tilbe-asiksam-ve-ilham-gelmisse-dokturuveriyorum/" title="Yıldız Tilbe: Aşıksam ve ilham gelmişse döktürüveriyorum">Yıldız Tilbe: Aşıksam ve ilham gelmişse döktürüveriyorum</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/intizar-orijinal-ezgileri-etnik-dilleriyle-okumak-istiyorum/" title="İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum">İntizar: Orijinal ezgileri, etnik dilleriyle okumak istiyorum</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fikret-senes-sarki-sozlerimde-kirilan-kadinlar-var/" title="Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var">Fikret Şeneş: Şarkı sözlerimde kırılan kadınlar var</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/fecri-ebcioglu-sunar/" title="Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;">Fecri Ebcioğlu sunar&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/yuksek-sadakat-bir-kahramanin-icsel-yolculugu/" title="Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu">Yüksek Sadakat: Bir kahramanın içsel yolculuğu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/sahsenem-baci-yavuz-bingol-asiklik-tarihe-gomuluyor/" title="Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor">Şahsenem Bacı ve Yavuz Bingöl: Aşıklık tarihe gömülüyor</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/dunyaya-bakmanin-en-insancil-yolu-mevlana-ve-tasavvuf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM)</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 12:12:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[agorafobi]]></category>
		<category><![CDATA[Alex Rover]]></category>
		<category><![CDATA[CRM]]></category>
		<category><![CDATA[Customer Relationship Management]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[iş dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Jodie Foster]]></category>
		<category><![CDATA[kargo]]></category>
		<category><![CDATA[kitlesel pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi kartı]]></category>
		<category><![CDATA[Macera Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri İlişkileri Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Nim]]></category>
		<category><![CDATA[Nim’s Island]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[t-MBA]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ekonomi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7206</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz dünyasında yaşanan değişimler, işletme davranışlarını müşteri merkezli hale getirdi artık. Şimdi müşterilerle uzun dönemli ilişkiler kurmanın ve arada sürekli bir bağlılık ilişkisi yaratmanın zamanı. İşletmeler, kârlılığın anahtarını bu yolla bulmuş oldular. Mağazaların çoğu müşterilerine elektronik kart vererek, ödeme kolaylıkları sağlıyor. Bu kartlar, cüzdanlara sızıvermiş minik birer ajan gibiler sanki. Alışveriş zamanlarında seslerini duyurup mağazalarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında yaşanan değişimler, işletme davranışlarını müşteri merkezli hale getirdi artık. Şimdi müşterilerle uzun dönemli ilişkiler kurmanın ve arada sürekli bir bağlılık ilişkisi yaratmanın zamanı. İşletmeler, kârlılığın anahtarını bu yolla bulmuş oldular. Mağazaların çoğu müşterilerine elektronik kart vererek, ödeme kolaylıkları sağlıyor. Bu kartlar, cüzdanlara sızıvermiş minik birer ajan gibiler sanki. Alışveriş zamanlarında seslerini duyurup mağazalarının gizli birer reklam panosu işlevi görmekteler. Üstelik her ay ödeme için uğranıldığında ve borçlanılan miktar azaldığında yeni alışverişleri kışkırtmak da onların görevi.</p>
<p><strong>MÜŞTERi iLiŞKiLERi YÖNETiMiNiN (CRM) TANIMI</strong></p>
<p>Bugün iş dünyasında “yeni ekonomi düzeni” geçerli. Burada iki önemli gelişme ön plana çıkmakta.  Birincisi, ürün bazlı stratejilerin artık geçerliliğini büyük ölçüde kaybetmiş olmasıdır. Önceleri salt ürüne bağımlı olan değer yaratma süreci yerine, ürünün tamamen dışındaki diğer hizmetlerin önem kazandığı bir süreç oluşmuştur. Yani ürünün, müşteriye nasıl ve ne şekilde ulaşacağı, müşteri ile nasıl kalıcı ilişkiler kurulacağı belirleyici olmaktadır.</p>
<p>İkinci gelişme ise; kitlesel pazarlamanın giderek önemini yitirmeye başlamasıdır. Bu durum daha çok gelişen iletişim teknolojilerinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Çünkü günümüz müşterileri, zaman ve mekân kısıtlaması olmaksızın dünyanın herhangi bir yerindeki satış noktasından istedikleri ürünü satın alabilme olanağına kavuştular. Ortaya çıkan bu yeni koşullar da kitlesel pazarlama anlayışı yerine müşteriyle internet, kredi kartı ve kargo… Bunlar sayesinde dünyanın her birebir kurulan ilişkiye dayalı, yeni “bireysel” pazarlama anlayışlarını gündeme getirdi.</p>
<p>İnternet, kredi kartı ve kargo… İşte bu üçlü sayesinde dünyanın neresinde olursanız olun, istediğiniz yerden, her istediğinizi satın almak mümkün. Yapılacak iş basit. internete giriyor, istediğiniz ürünün özeliklerini, rengini seçiyor, Şyatını öğreniyorsunuz. Kredi kartı numaranız ile ödemeyi yapıyor ve sonra bekliyorsunuz. 1 gün-1 hafta sonra kargo görevlisi kapınızı çalıyor ve işte satın aldığınız ürün elinizde. Hatta ev ya da arsa bile alabilirsiniz bu yolla; üstelik bunun için kargoya da gerek yok!</p>
<p>(Nim’s Island) Macera Adası adlı film, Nim adlı özgür ruhlu küçük bir kızın kendi hayal gücüyle yarattığı her an her şeyin olabileceği egzotik bir adada geçen olayları konu alır. Nim, ilhamını efsanelerden ve kahramanı, dünyanın en büyük maceraperesti olan Alex Rover kitaplarından almaktadır. Babasının adada kaybolması üzerine Nim çok sevdiği kitaplarının yazarından internet aracılığıyla yardım ister ve kader onları Macera Adası&#8217;nda bir araya getirecektir. Ancak (Jodie Foster) yazarın agorafobisi(*) vardır ve evinden hiç dışarı çıkmadan yaşamaktadır. İşte günümüz dünyasında bazıları, bir başkasının yardımına gereksinme duymadan ve her türlü gereksinmesini internet aracılığıyla karşılayarak evinden dışarı adım atmadan da yaşayabilmektedirler. Ama Nim’in dayanılmaz yardım çağrısına yazarımız kayıtsız kalamayacak ve agorafobisine karşın, kapıyı açıp dışarı çıkabilecektir.</p>
<p>İngilizcesi, Customer Relationship Management (CRM) olan müşteri ilişkileri yönetiminin günümüzde ulaştığı boyuta temel oluşturan yerinde örneklerden biri de eski mahalle bakkalları… Müşterilerinin neredeyse tamamını adıyla sanıyla tanıyan, ürünlerden hangilerini ne şekilde tercih ettiğini bilen bu bakkallara gönderme yapan Meta Group analisti Liz Shahnam CRM’i şöyle tanımlıyor: “CRM, pek de yeni olmayan bir kavram. Yeni olan ise geçmişte mahalle bakkalımızla yapabildiğimizi (bugün) olası kılan teknoloji&#8230; O bakkalın az sayıda müşterisi ve herkesintercihlerini aklında tutabilecek güçte hafızası vardı. Teknoloji, işte bu modelin gerçekleşmesini sağladı.&#8221;</p>
<p>Kısaca genel bir tanımını yapmak gerekirse; CRM, karşılıklı, uzun vadeli bir değer ilişkisi yaratmak için müşteriler ile gerçekleştirilen ilişkilerin etkin biçimde yönetilmesidir. CRM; satış, pazarlama ve hizmet süreçlerinin müşteri odaklı bir felsefe etrafında yeniden tanımlanmasını gerektirir.</p>
<p>CRM’nin temelinde yatan birebir ilişki boyutlu pazarlama anlayışı, yeni müşteriler bulmaktan çok; var olanları elde tutma ve onlarla ilişkileri geliştirme üzerine yoğunlaşan stratejik bir eğilim olarak öne çıkar.</p>
<p>Burada;</p>
<p>* Bir işletmenin bireysel müşterilerini adlarıyla belirlemek,</p>
<p>* İşletme ve müşterileri arasında birçok işlemi kapsayacak bir ilişki yaratmak,</p>
<p>* Bu ilişkiyi müşterilerin ve işletmenin yararına yönetmek amaçlanır.</p>
<p>CRM, müşterinin söylediklerini ve işletmenin müşteri hakkında bildiklerini temel alan, müşteriye bireysel karşılık veren birebir, ilişki boyutlu pazarlamanın bir uygulaması olarak kabul edilebilir. CRM, ilişki temelli pazarlama stratejilerinin uygulanmasında mevcut bilgi teknolojilerinin amaçlara uygun şekilde kullanılmasına yöneliktir. Ama CRM bir bilgisayar yazılımı değildir; burada teknoloji, sadece söz konusu stratejinin uygulanabilmesi için kullanılan bir araçtır. Yeniden bir tanımını yapmak gerekirse CRM; işletmenin tümüne müşteri kavramını yerleştiren, müşteri merkezli olma kültürünü benimseten bir stratejidir. CRM, uzun dönemli müşteri ilişkileri kurmayı, buna bağlı olarak da kârlılığı amaç edinen bir kavramdır ve pazarlama stratejileri ile bilgi teknolojileri arasında köprü görevi yapar.</p>
<p>(*) <em>Agorafobi:</em> Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular… Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/photo-9/' title='photo'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/photo8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="photo" title="photo" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/untitled-1-8/' title='Untitled-1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/Untitled-18-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Untitled-1" title="Untitled-1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/3-15/' title='3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/316-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="3" title="3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/nims_island_ver5/' title='nims_island_ver5'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/nims_island_ver5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="nims_island_ver5" title="nims_island_ver5" /></a>

<p><em><strong><em><strong>Doğa Koleji&#8217;nde uygulanan t-MBA Modeli, öğrencileri geleceğe hazırlıyor. Tetra İletişim, bu model için müfredat kitapları hazırladı. Burada yer verdiğimiz &#8220;Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM)&#8221; adlı konu, &#8220;Değişim Mühendisliği ve Pazarlama&#8221; (ISBN: 978-605-4101-23-8) adlı kitabın 95. sayfasında yer alıyor. Ersin Toker tarafından kaleme alınan kitabın tasarım ve grafik uygulamasını Didem İncesağır yaptı. Kitaptaki çizimler Ender Özkahraman ve Behzat Taş&#8217;a ait.</strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/" title="Pazarlama: Yağ satarım, bal satarım&#8230;">Pazarlama: Yağ satarım, bal satarım&#8230;</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/halkla-iliskiler-ve-betul-mardinin-gencler-mektubu/" title="Halkla ilişkiler ve Betül Mardin&#8217;in gençlere mektubu">Halkla ilişkiler ve Betül Mardin&#8217;in gençlere mektubu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/semih-sayginer-ne-yapacaksiniz-kendiniz-icin-yapin/" title="Semih Saygıner: Ne yapacaksınız kendiniz için yapın">Semih Saygıner: Ne yapacaksınız kendiniz için yapın</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/beyazit-ozturk-yeteneklerinizi-fark-edin/" title="Beyazıt Öztürk: Yeteneklerinizi fark edin">Beyazıt Öztürk: Yeteneklerinizi fark edin</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/mujdat-gezen-kendinle-yarisirsan-hep-birinci-gelirsin/" title="Müjdat Gezen: Kendinle yarışırsan hep birinci gelirsin">Müjdat Gezen: Kendinle yarışırsan hep birinci gelirsin</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/aysenur-yazici-hayal-baska-sey-zeka-baska-sey/" title="Ayşenur Yazıcı: Hayal başka şey, zeka başka şey">Ayşenur Yazıcı: Hayal başka şey, zeka başka şey</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/akin-ongor-doganin-felsefesi-cok-etkileyici/" title="Akın Öngör: Doğa&#8217;nın felsefesi çok etkileyici">Akın Öngör: Doğa&#8217;nın felsefesi çok etkileyici</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pazarlama: Yağ satarım, bal satarım&#8230;</title>
		<link>http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/</link>
		<comments>http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 22:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>onder</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üretilmiş içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[1789]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[Altın]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[balina]]></category>
		<category><![CDATA[Beat]]></category>
		<category><![CDATA[Beat kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Born in the USA]]></category>
		<category><![CDATA[Bruce Springsteen]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtım ağı]]></category>
		<category><![CDATA[David Jacobs]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Gauguin]]></category>
		<category><![CDATA[General Electric]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Kerouac]]></category>
		<category><![CDATA[Jean]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Louis Lebris de Kerouac]]></category>
		<category><![CDATA[Kömür ve Levi’s!]]></category>
		<category><![CDATA[kot]]></category>
		<category><![CDATA[kot pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[Levi Strauss]]></category>
		<category><![CDATA[Levi’s]]></category>
		<category><![CDATA[Levi’s 501]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[marka ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Mick Jagger]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri tatmini]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Gauguin]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Rooling Stones]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[sponsorluk]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[Sticky Fingers]]></category>
		<category><![CDATA[t-MBA]]></category>
		<category><![CDATA[Time]]></category>
		<category><![CDATA[Time dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Varşova Paktı]]></category>
		<category><![CDATA[Zihin açıcı hikâyeler IV: Elmas]]></category>
		<category><![CDATA[Zip Fly Levi's]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tetrailetisim.com/?p=7161</guid>
		<description><![CDATA[“Bir süredir sularımızda üç balina gemisi dolaşıyor, jandarmalar da tetikte. Neden bu heyecan, bu kızgınlığın sebebi ne? ‘Balina avcıları!&#8230; Balina avcıları!’ Peki, ama nedir bu kahrolası sözün anlamı? Balina avcıları uğursuzluk mu getirirler? Yoksa gittikleri yerlere kolera ya da balinalarda bulaşıcı olan insanlarda da salgın yaratacak başka bir hastalık mı taşırlar? Bütün bildiğim jandarmaların bana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Bir süredir sularımızda üç balina gemisi dolaşıyor, jandarmalar da tetikte. Neden bu heyecan, bu kızgınlığın sebebi ne? ‘Balina avcıları!&#8230;</em></p>
<p><em>Balina avcıları!’ Peki, ama nedir bu kahrolası sözün anlamı? Balina avcıları uğursuzluk mu getirirler? Yoksa gittikleri yerlere kolera ya da balinalarda bulaşıcı olan insanlarda da salgın yaratacak başka bir hastalık mı taşırlar? Bütün bildiğim jandarmaların bana söylediklerinden ibaret: ‘Mösyö, balina avcıları baş belasıdır.’</em></p>
<p><em>Aralarından biri ‘Hadi gidip bir bakalım!’ diyor. Bir başkası ‘Bakalım neler göreceğiz.’ Sonra birbirlerine hikâyeler anlatmaya başlıyorlar. Ben de size bir hikâye anlatacağım, ama doğru bir hikâye.</em></p>
<p><em>Evet, balina avcılarının yanlarında para taşımaması âdettendir. Denizde paranın yenmeyeceğini ve karada da adi metalleri hor gören filozoflar bulunduğunu bildiklerinden herhalde. ‹şte bu tür yanlış fikirlerle Markiz Adaları’na geliyorlar, özellikle de Taoata’ya. Hesapta su depolarını doldurup ucuz mal ile ince pazen karşılığında muz, et ve öbür ihtiyaçlarını alacaklar. Ne fikir ama! Karaya gümrüğü ödenmemiş mal çıkarmak!</em></p>
<p><em>Sevdikleri şeylere karşılık toprağın ihtiyaç duymadıkları ürünlerini takas etmekten memnun olan yerliler, onlara gerçekten yarar mı zarar mı getireceğimizi anlayamıyorlar. Fakat ayaktakımından üç dört kişi var ki onlar buna ‘vatanseverliğe aykırı bir rekabet’ deyip kıyameti koparıyor.</em></p>
<p><em>Sonuçta jandarmalar her gece dört bir yana koşturup nefes nefese kalırlarken, gemiler mallarını indirdi. Ardından da ihtiyaçlarını alıp yola koyuldular. Taoata adası da birkaç Avrupa malıyla biraz daha zenginleşti. Zarar bunun neresinde, neden bu gürültü? İnsanlar ‘insanlığın’ ne demek olduğunu ne zaman anlayacak?”</em></p>
<p>Uygarlıktan elini eteğini çekip Güney Pasifik adalarında kendini ve sanatını arındırırken <strong>Paul Gauguin</strong>, oradaki yaşamı da büyük bir titizlikle gözlemlemiş ve tuttuğu günlükler aracılığıyla bize aktarmıştı. Onun yukarıdaki satırları, takas yöntemiyle de olsa ilkel anlamda bir pazarlama örneği sunuyor. Balina avcılarının gereksinmelerini karşılamak için Taoata’ya çıkıp, getirdikleri mallar ile adanın mallarını değiştirmek istemelerine jandarmaların engel olmaya çalışması; ister istemez insana günümüzde, bazı apartmanların giriş kapılarında bulunan “Pazarlamacıların girmesi yasaktır!” uyarı yazılarını anımsatıveriyor!</p>
<p>Elbette, biz burada ilkel dönemlerini geride bırakmış, günümüz dünyasında geçerli olan “pazarlama”dan söz edeceğiz. Pazarlamanın bir bilim dalı olup olmadığı konusunda farklı görüşler var. Bunlar içinde en ilginç olanı, pazarlamayı düşünce ve taktiksel anlamda bir bilim; uygulamada ise sanat olarak gören anlayış. Bu anlayışa göre; “Bu evrensel bilimin uygulayıcıları, satışçılar çok kaygan ve değişken bir piyasada (buz pistinde) dans etmektedirler.”</p>
<p><strong>PAZARLAMA NEDİR?</strong></p>
<p>Pazarlamanın genel bir tanımını yapmak gerekirse; kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek değişimleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama süreci, olduğunu söyleyebiliriz. Malların üretim yerlerinden satış yerlerine hareketini sağlayan faaliyetler pazarlama içinde düşünülür. Üretim ve pazarlama faaliyetlerini birlikte yürüten bir işletmede bu faaliyetlerşöyle sıralanır: Belirli mallar için potansiyel pazarı belirlemek. İşletmenin üretim kapasitesinin verimli biçimde kullanılmasını sağlayacak talebi yaratmak. Elverişli bir dağıtım ağı kurmak.</p>
<p>Pazarlama, sosyal faaliyetler bütünü olup, insan gereksinmelerinin ve isteklerinin değişim yoluyla doyurulmasına yöneliktir. Bunu biraz daha açmak gerekirse, pazarlama; toplumun ve bireyin sosyo-psikolojik yapılarını ilgili bilim dallarından yararlanarak inceler ve onların gerçek tutum ve davranışlarını öğrenmeye çalışır. Mal ve hizmetlerin tüketicilere ulaştırılmasında kullanılan yöntemlerden de yararlanarak tüketicilerin istek ve gereksinmelerine uygun pazarlama uygulamalarının bulunmasını sağlar. Yerel, bölgesel ve ulusal pazarların birbirine bağlanmasında rol oynayan faktörler de pazarlamanın ilgi alanına girer. Pazarlama kavramının temelini değişim süreci oluşturur.</p>
<p><strong>Çeşitli pazarlama tanımlamalarında şu ortak konulara yer verilir:</strong></p>
<p>* Müşteri tatmini,</p>
<p>* Takas,</p>
<p>* Rakiplere üstünlük sağlama,</p>
<p>* Elverişli pazar fırsatlarını belirleme,</p>
<p>* Kurumun pazardaki konumunu iyileştirmek için kaynakları rasyonel kullanma,</p>
<p>* Öncelikli hedef pazardaki payı artırmaktır.</p>
<p>Her işletmenin yönetim anlayışında pazarlama ögesi yer almalıdır. Bu anlayış, üretimden önce tüketicilerin gereksinimlerinin ve beklentilerinin öğrenilmesine önem verir. Önem verilmesi gereken bir başka konuda pazarlama kavramının benimsenmesidir. Burada iki aşamadan söz edilebilir: Birincisi iyi bir bilgi sistemi kurmak; ikincisi ise uygun bir örgüt yaratmaktır. İyi bir bilgi sistemi kurmaktan amaç; pazarın gerçek gereksinim ve beklentilerini saptamak ve buna göre bir yol haritası belirlemektir. Uygun bir örgüt oluştururken ise pazarlama kavramının tüm işletme çalışanlarına benimsetilmesi sağlanır ve işletmenin eylemlerinin koordineli olarak hayata geçirilmesi için çaba harcanır.</p>
<p><strong>PAZARLAMANIN TARİHÇESİ</strong></p>
<p>İnsan ayağa kalkmayı başardığı andan itibaren kendi gereksinmelerini hep kendisi karşıladı. Sosyal bir varlık olarak kendi bilincinin farkına varmasının ardından birlikte olduklarıyla yardımlaşma ve dayanışma içinde yaşamını sürdürdü. Ürünün bir başka ürünle değiştirilerek gereksinmelerin karşılanması da bu sosyal yaşamın içinde doğup gelişti. Ancak zamanla üretim araçlarını mülkiyetine alanlarla onlardan yoksun kalanlar arasında bir egemenlik farkı ortaya çıktı. ‹nsan toplumu, yönetenler ve yönetilenler olmak üzere kabaca ikiye ayrıldı. Ortak yaratılan değerleri ele geçiren egemenler, ötekileri karın tokluğuna çalı-şan köleler haline getirdiler. Bu dönemin ilerleyen aşamalarında gelişen ticari ilişkilerin yarattığı burjuvalar giderek zenginleşti ve yönetimden pay almak için köylüleri de yanına alarak iktidar mücadelesi başlattı. Ve Fransa’da 1789’da gerçekleştirilen halk ayaklanması sonucu burjuva demokratik devrimleri tüm Avrupa’ya yayıldı. ‹şte aynı tarihlerde artık olgunlaşmaya başlamış olan Sanayi Devrimi’nin yarattığı üretimdeki kitleselleşme, bir yandan işçi sınıfını tarihin sahnesine çıkarırken diğer taraftan da pazarlama faaliyetlerini derinden etkilemiş oldu. Ama çağdaş pazarlamanın gelişimi için I. Dünya Savaşı’nın yaşanması; bilimsel yaklaşımların süzgecinden geçmesi için de II. Dünya Savaşı sonrası beklenecekti.</p>
<p>1940’ların ikinci yarısı ile 1960’ların ilk yarısı arasında pek çok yazar, pazarlamanın bir bilim olup olmadığı konusunu tartıştılar. Ancak sonraki yıllarda bu tartışmalar yerini pazarlamanın konusu ve kapsamının belirlenmesi çalışmalarına bırakabildi. 1950’lerin başında General Electric ve diğer Amerikan şirketleri tarafından benimsenen pazarlama yönetimi kavramı, işletme felsefesinin önemli unsurlarından birisi haline gelmişti. Burada tüketici yani müşteri, tüm işletme faaliyetlerinin merkez noktası olarak benimsenmekte, müşteri gereksinim ve isteklerine ilişkin elde edilen bilgi tüm önemli işletme kararları için başlangıç noktasını oluşturmaktaydı.</p>
<p>Şimdi, “pazarlama” konulu bölümün içinde inceleyeceğimiz tüm süreçleri konu alan ilginç bir örnekle tarihsel gelişime bakmanın tam zamanı:</p>
<p><em>“Moda, toplumda genelde yukarıdan aşağıya doğru yayılan bir olgu. Yani yeni olanı önce ‘trendsetter’ olarak tabir edebileceğimiz kişilerin üzerinde görüyoruz. Onlardan ilham alıyoruz. Hatta bazen onları aynen taklit ediyoruz.</em></p>
<p><em>Siz modayı takip ederken, örneğin gardırobunuzu yenilemeye karar verdiğinizde, bir dönem maden işçilerinin çalışırken giydiği kıyafetleri listenize ekler misiniz?</em></p>
<p><em>Bu sorunun yanıtı “Hem de bayıla bayıla” olmalı. Çünkü buna hayır cevabını veren kişilerin derhal bütün kot pantolonlarını dolabından çıkarması gerek!</em></p>
<p><em>24 yaşında bir Alman göçmeni olan Levi Strauss yanındaki az sayıda tekstil ürünüyle madenci Straussub’a satış yapmaya geldiğinde; ondan ‘‹şçilerim için dayanıklı pantolonlar getirmeliydin’ yanıtını alır.</em></p>
<p><em>1873’de Levi Strauss ve Nevadalı terzi David Jacobs pantolonlara dayanıklılık kazandırmak için kumaşa perçin eklemeyi akıl ederler. Pantolonların gerilme noktalarındaki yükü azaltmak için de özel bir zımbalama tekniği geliştirirler. Böylece, buluşlarının patentini aldıkları tarih olan 10 Mayıs 1873’de kot pantolon dünyaya gelmiş olur. Bu hem bir moda ikonunun, hem de kotu yaratan efsane marka Levi’s’ın doğuşudur.</em></p>
<p><em>Levi’s’ın bu tarihten sonraki baş döndürücü gelişimine, markanın yönetim, pazarlama ve iletişim vizyonunu da ortaya koyarak göz gezdirelim:</em></p>
<p><em>* Benzersiz bir icadın sahibi olan Levi’s, başlangıçta ciddi zorluklarla karşılaşır. Fakat marka içine düştüğü her krizi başarıyla yönetmeyibilir.</em></p>
<p><em>* 1929’da yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle şirket, imajını temsil edecek bir ikon arayışına girer. Hâlâ işçi kıyafeti olarak görülen kot pantolonun imajını güçlendirmek ve tüketiciyle olan duygusal bağını ar tırmak için ‘kovboy’ figürü, marka sembolü olarak seçilir. Reklamlarda tulum sözcüğü yerine ‘Jean’ kelimesi kullanılır. Kovboy ve kot ikilisi zamanla ayrılmaz bir bütüne dönüşür.</em></p>
<p><em>* Levi’s, bir sonraki büyük başarısını, 1939’da Amerikan ordusunu giydirerek elde eder. Askerler deniz aşırı seyahat ettikçe, Levi’s kot pantolonu, ceketi ve gömleği, farklı ülkelere yayılır.</em></p>
<p><em>* 1949’a gelindiğinde kot pantolon kendi felsefesini yaratır. İş kıyafeti olmaktan uzaklaşarak genç ve asi kitlenin tercihi olma yönünde değişim gösterir. Başta Jack Kerouac (Jean-Louis Lebris de Kerouac ’12Mart 1922- 21 Ekim 1969’ Amerikalı ozan ve Beat kuşağının öncülerinden) olmak üzere tüm ‘Beat’ kuşağı, kot’a, güneş gözlüklerine ve siyah balıkçı yakalara sahip çıkar; onları konformizm (yürürlükteki uygulamayı olduğu gibi kabul etmek) karşıtı değer yargılarını yansıtan bir çeşit üniformaya dönüştürür.</em></p>
<p><em>* 1964’te ‘Levi Strauss Uluslararası’ ve ‘Levi Strauss Uzakdoğu’ kurulur. Şirket Avrupa ve Asya&#8217;ya doğru genişlemeye başlar.</em></p>
<p><em>* 1965’te Levi’s bir ilki daha gerçekleştirerek giyim sektörünün ilk TV reklamını yayınlar.</em></p>
<p><em>* Marka, genç nesile ve asi ruha hitap eden imajına uygun olarak müzikle iç içe bir anlayış sergiler. *1970’te Rooling Stones&#8217;un Andy Warhol tarafından tasarlanan ‘Sticky Fingers’ albüm kapağında Mick Jagger ‘Zip Fly Levi&#8217;s’ kot pantolonuyla boy gösterir. Albümün ilk baskılarında gerçek fermuar kullanılır.</em></p>
<p><em>* 1983’te Bruce Springsteen ‘Born in the USA’ albümünün kapağında Levi’s 501 ile poz verir. Böylece efsane modelin temeli atılır.</em></p>
<p><em>* 1984’te Avrupa genelinde yayınlanan çamaşırhane reklamı Levi&#8217;s 501 modelinin satışlarını bir gecede yüzde 500 artırır.</em></p>
<p><em>* Levi’s ve müzik ayrılmaz bir ikilidir. Marka pek çok ünlü müzisyene destek verir, onlarca organizasyona sponsor olur.</em></p>
<p><em>* Diğer yandan Levi’s, tüketicilerini de oyuna dahil ettiği etkinlikler düzenler. 1973’te büyük ilgi gören ‘Denim Sanat Yarışması’nda katılımcılar kendi kotlarını tasarlar. Levi’s yaratıcı fikirlerle, marka ruhunu canlı tutmayı sürdürür.</em></p>
<p><em>* Marka sosyal sorumluluk projelerine verdiği destekle duyarlı şirket imajını kuvvetlendirir. 1982’de Levi&#8217;s merkez karargâhında AIDS destek grupları oluşturulur. Bu projeyi pek çok yeni kampanya takip eder.</em></p>
<p><em>* Levi’s geniş kapsamlı sponsorluklarda yer almaktan kaçınmaz. Marka 1983’te Amerika Olimpiyat Takımı’nın resmi sponsoru olur.</em></p>
<p><em>* Time dergisi 1999 yılında, Levi’s 501’i 20. yüzyılın kıyafeti olarak açıklar.</em></p>
<p><em>Levi’s bir maden ocağında başlayan serüvenini, popülerliğini hiç kaybetmeden sürdürüyor. Şirket böylece yüzyıllara meydan okuyan bir marka yaratmak için yaşamın  içinden ilham almanın en güzel örneğini veriyor.</em></p>
<p><em>Levi’s hikâyesi, yüz yılı aşkın bir buluş ile doğmuş olsa da, keşfedilecek yeni bir şey kalmadı diye düşünenlere sessizce cevap veriyor: Yaşamda doğru yere baktığınız sürece, her zaman keşfedilecek yeni bir şey vardır!”</em></p>
<p>“Zihin açıcı hikâyeler IV: Elmas, Altın, Kömür ve Levi’s!” (kurumsalhaberler.com/ajans provokator)</p>
<p><strong>I. Dünya Savaşı:</strong> 1914- 1918 yılları arasında yaşanan savaş Avrupa’da başladıysa da kısa süre içinde irili ufaklı yirmi beş devletin katılımıyla savaşan devletler iki safta toplanmışlardı. Bir tarafta ittifak devletleri adı verilen ve Almanya’nın başını çektiği Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti yer alırken; karşı tarafta İngiltere, Fransa, Rusya vardı. ABD ve Japonya’da bölgesel anlamda sonraları bu savaşa dahil oldular.</p>
<p>I. Dünya Savaşı’nı ortaya çıkaran nedenler aslında 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali’nden itibaren birikmekteydi. ‹htilal, o tarihte egemen devlet yapılanması olan (çok uluslu) imparatorlukların parçalanmasına yol açacak ulusçuluk hareketlerini tetiklemişti. Önce ideolojik olarak yaygınlaşan bu eğilim 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde artık eylemliliğe dönüşmeye başlamıştı.</p>
<p>Savaş koşullarını hazırlayan bir başka gelişme de sanayileşme oldu. Bu yolla giderek güçlenen Avrupa devletleri kendilerine gerekli hammaddeleri ucuz yollardan elde etmek ve sanayi ürünlerine daha geniş alanlara pazarlayabilmek için özellikle Asya ve Afrika’daki sömürgecilik faaliyetlerini artırdılar. Bu süreç bu devletleri giderek kaçınılmaz hale gelen bir çıkar çatışması içine sokmuş oldu. Bunun sonunda devletlerarası kamplaşmalar ortaya çıkmaya başlamıştı. Sanayileşmenin verdiği olanaklardan yararlanan büyük devletler hızla silahlanmaya başladılar. Elbette bu silahların bir şekilde kullanılıp tüketilmesi, silah sanayisi için mutlak bir gereklilikti.</p>
<p>Dört yıl süren savaş sonunda, yenen ve yenilen devletler farklı şekillerde de olsa varlıklarını sürdürdüler ancak sınırlarında büyük değişiklikler (Alman, Avusturya- Macaristan ve Rusya imparatorlukları savaş sonunda, Osmanlı İmparatorluğu da daha sonra yıkıldılar) gerçekleşti, yeni devletler (SSCB, Polonya, Çekoslovakya, Litvanya, Yugoslavya; daha sonra Türkiye, Irak, Suriye, Lübnan vb) ortaya çıktı.İngiltere, yükselmekte olan Alman (!) tehlikesine karşı kendi egemenlik sınırla- rını büyük ölçüde korudu. Uzaklardan savaşa katılan Amerika ve Japonya daha da güçlendi. Ve 30 milyondan fazla insan yaşamını yitirdi, milyonlarcası savaşın acısını yıllarca yaşamak zorunda kaldı.</p>
<p><strong>II. Dünya Savaşı:</strong> 1939- 1945 yılları arasında Avrupa’da başlayıp, kısa sürede dünyayı yangın yerine çeviren büyük savaşın nedenlerinden biri, Amerika’da baş gösteren 1929 yılı krizinin hızla İngiltere üzerinden Avrupa’ya yayılması ortaya çıkan genel ekonomik krizdi. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Almanya’nın bir tür rövanş anlayışıyla kendini hazırlamış olması da önemli etkenlerden biri oldu. Ama bu durumun daha pervasızca açığa vurulması, genel krizin yarattığı sorunları aşmaya yönelik faşizm ideolojisinin kendisine geniş işsiz kitleler ararsında yarattığı taraftar toplulukları sayesinde oldu. Ancak tüm bu nedenler kapitalist sistemin kendini yenileyemediği, kendi sorunlarının üstesinden barışçı yöntemlerle gelemediği genel bunalım halini ancak bir savaşla aşabileceği gerçeğine dayanılırsa anlamlı olur.</p>
<p>Savaş için ilk somut adım Hitler Almanya’sının Polonya’ya saldırmasıyla atılmış oldu. İngiltere ve Fransa bu gelişme karşısında birlikte davranma kararı aldılar. Ancak bir süre sonra Almanya, Fransa’yı da işgal edecekti. Almanya’nın Avrupa’daki yayılmacılığı ancak uzaklardan Amerika’nın İngiltere ve Fransa yanında savaşa girmesiyle mümkün olacaktı. Nazilerin yönettiği Almanya ise Avrupa’da faşist Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun faşist yönetiminde İspanya ve Asya’dan faşizan Japonya’yı yanında buldu. Sonraları Stalin yönetimindeki Rusya’da (Almanya’nın kendisine saldırması üzerine) İngiltere ve Fransa’nın yanında Almanya- İtalya kampına karşı savaşa katıldı.</p>
<p>Savaş; Amerika’nın Japonya’yı atom bombası ile pes ettirmesi ve yine Amerika’nın (müttefiklerinin yardımı ile) başarılı Normandia çıkarması ile Avrupa’ya ayak basıp Berlin üzerine yürümesi, Rusya’nın da aynı şekilde doğudan gerçekleştirdiği askeri harekâtla Berlin’e ulaşması sonucu Almanya’nın dize getirilmesi sayesinde sona erdi.</p>
<p>Savaştan ABD, İngiltere ve SSCB kazançlı çıktı.</p>
<p>ABD, bu sayede özellikle savaştan zarar gören ülkelerin ekonomik kalkınmalarına yaptığı yardımlar nedeniyle dünya ölçüsünde kendine bir egemenlik alanı yarattı. SSCB dışındaki ülkelerin “abisi” rolünü üstlendi.</p>
<p>İngiltere, tarihsel rakibi Almanya’nın etkisiz hale getirilmesi ve savaş sırasında işgal yaşamaması nedeniyle batı Avrupa’nın en güçlü ülkesi konumunu yeniden elde etti. Ama dünya çapındaki egemenliğini ABD’ye kaptırmış oldu.</p>
<p>SSCB, Almanya’nın yenilgisini sağlayarak, Avrupa’da kendi yandaşı devletlerden oluşan Doğu Avrupa Bloku’nu yarattı ve nüfuz alanını Avrupa’nın ortasına dek yaygınlaştırdı. Onun bu yükselişi, sosyalist ya da komünist ideolojiye de önemli ölçüde prestij sağladı.</p>
<p>II. Dünya Savaşı sırasında kullanılan atom bombası, nükleer silahların caydırıcı etkisini gündeme getirdi. Büyük devletlerin kısa süre içinde bu türden nükleer silahlara sahip olması artık sıcak savaşların ortaya çıkması önünde önemli bir engel oldu. Yeni dönem, “soğuk savaş” diye adlandırılan, rakip ülkelerin savaş dışında her türlü mücadeleyi hayata geçirecekleri bir süreç şeklinde yaşanmaya başladı.</p>
<p>Türkiye, savaşa katılmayarak yaşanan süreci en az zararla kapatmış oldu ve savaştan sonra ABD’nin başını çektiği Batı kampındaki yerini sürdürdü.</p>
<p>Mısır, Hindistan, Pakistan, Tunus, Fas, Cezayir, Libya gibi ülkeler bağımsızlıklarına kavuştu.</p>
<p>Savaşta 70 milyondan fazla insan öldü.</p>
<p>Birleşmiş Milletler ile ABD ve batı Avrupa ülkelerinin katılımıyla askeri savunma örgütü NATO; bunun karşısında da SSCB ve doğu Avrupa ülkelerinin askeri savunma örgütü Varşova Paktı kuruldu.</p>

<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/photo-8/' title='photo'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/photo7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="photo" title="photo" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/2-23/' title='2'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/215-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="2" title="2" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/3-14/' title='3'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/315-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="3" title="3" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/4-9/' title='4'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/49-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="4" title="4" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/5-8/' title='5'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/56-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="5" title="5" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/6-4/' title='6'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/65-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="6" title="6" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/7-4/' title='7'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/75-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="7" title="7" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/8-3/' title='8'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/84-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="8" title="8" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/9-3/' title='9'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/92-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="9" title="9" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/10-2/' title='10'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/102-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="10" title="10" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/11-3/' title='11'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/118-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="11" title="11" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/fransizdevrimi/' title='fransizdevrimi'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/fransizdevrimi-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="fransizdevrimi" title="fransizdevrimi" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/pazarlama/' title='pazarlama'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/pazarlama-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="pazarlama" title="pazarlama" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/levistrauss/' title='levistrauss'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/levistrauss-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="levistrauss" title="levistrauss" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/levi-strauss-overalls/' title='Levi Strauss Overalls'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/levis-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="Levi Strauss Overalls" title="Levi Strauss Overalls" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/gauguin1/' title='gauguin1'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/gauguin1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gauguin1" title="gauguin1" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/bluejean/' title='bluejean'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/bluejean-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="bluejean" title="bluejean" /></a>
<a href='http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/jean/' title='jean'><img width="150" height="150" src="http://tetrailetisim.com/wp-content/uploads/2012/02/jean-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="jean" title="jean" /></a>

<p><em><strong><em><strong>Doğa Koleji&#8217;nde uygulanan t-MBA Modeli, öğrencileri geleceğe hazırlıyor. Tetra İletişim, bu model için müfredat kitapları hazırladı. Burada yer verdiğimiz &#8220;Pazarlama&#8221; adlı konu, &#8220;Değişim Mühendisliği ve Pazarlama&#8221; (ISBN: 978-605-4101-23-8) adlı kitabın 42. sayfasında yer alıyor. Ersin Toker tarafından kaleme alınan kitabın tasarım ve grafik uygulamasını Didem İncesağır yaptı. Kitaptaki çizimler Ender Özkahraman ve Behzat Taş&#8217;a ait.</strong></em></strong></em></p>
<h2  class="related_post_title">İlgili Yazılar</h2><ul class="related_post"><li><a href="http://tetrailetisim.com/musteri-iliskileri-yonetimi-crm/" title="Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM)">Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM)</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/halkla-iliskiler-ve-betul-mardinin-gencler-mektubu/" title="Halkla ilişkiler ve Betül Mardin&#8217;in gençlere mektubu">Halkla ilişkiler ve Betül Mardin&#8217;in gençlere mektubu</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/semih-sayginer-ne-yapacaksiniz-kendiniz-icin-yapin/" title="Semih Saygıner: Ne yapacaksınız kendiniz için yapın">Semih Saygıner: Ne yapacaksınız kendiniz için yapın</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/beyazit-ozturk-yeteneklerinizi-fark-edin/" title="Beyazıt Öztürk: Yeteneklerinizi fark edin">Beyazıt Öztürk: Yeteneklerinizi fark edin</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/mujdat-gezen-kendinle-yarisirsan-hep-birinci-gelirsin/" title="Müjdat Gezen: Kendinle yarışırsan hep birinci gelirsin">Müjdat Gezen: Kendinle yarışırsan hep birinci gelirsin</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/aysenur-yazici-hayal-baska-sey-zeka-baska-sey/" title="Ayşenur Yazıcı: Hayal başka şey, zeka başka şey">Ayşenur Yazıcı: Hayal başka şey, zeka başka şey</a></li><li><a href="http://tetrailetisim.com/akin-ongor-doganin-felsefesi-cok-etkileyici/" title="Akın Öngör: Doğa&#8217;nın felsefesi çok etkileyici">Akın Öngör: Doğa&#8217;nın felsefesi çok etkileyici</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tetrailetisim.com/pazarlama-yag-satarim-bal-satarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

